Bez Lyubvi (Aşksız)

İş yok güç yok, can sıkıntısı tonla. Rahat mı batıyor bilemiyorum ama pek bir depresifim. Hatta durduk yerde gözüm seğriyor. Üstüne üstlük bir de hava kapalı... Yoksa havadan mütevellit mi gerginim ben? Yaz haricinde hiçbir mevsimden hazetmem. Hele sonbahara ekstra kılımdır, yazı öldürdüğü için. Ondan olsa gerek gerginlik. Neyse evde oturamadım, aldım makineyi attım kendimi sokağa, hava kapalı ve sert, yağabilitesi bile var.

Ön camında “Kiev Merkez” yazan bir dolmuşa bindim, götümü gezdireceğim. Adi dolmuş yarı yolda durdu: herkes iniyor; demek ki buraya kadar olduğu herkesçe biliniyor: son durak! Lan hangi şehir merkezi? Yarı yol burası. Tartışacak halimiz yok. İndim ben de. İnceden de yağmur çiselemeye başlamış. Yazıldım bir taksiye. Burada taksimetre yoktur, benzer metreler varsa da onlar zaten hep şişirmedir. En sağlamı baştan konuşup anlaşıp binmektir taksiye çünkü taksi şoförü kezban görürse hiç affetmez, üç beş katı para ödersiniz. “Padol’e kaça götürürsün” diye sordum, elli grivna çekti. Hadi len... En az 20 grivna kazıklayacak beni aklınca, yağmur tarifesi! Hemen altımız metro istasyonu, metro 1.5 grivna.

Ve fakat metroyla bu duraktan Padol’e gitmişliğim yok hiç. Aktarma yapılması gerekecek, nasıl bilmiyorum. Ama kararttım indim metroya. Bindim ilk gelen trene, istikamet Kreşatik. Orada aktarıp Padol’e gideceğim –inşallah. Dört beş durak sonra Kreşatik’e en yakın durak olan Maydan Najelosti’de indim. Malım ya, çıkışları karıştırdım. Hiç bilmediğim bir sokakta buluverdim kendimi. Ama buraları az çok bilirim, yani ne kadar uzak düşmüş olabilirim ki bildiğim yerlerden dimi? Biraz yürürsem illa ki bildiğim bir yere çıkarım...

Başladım yürümeye, bir iki dakika geçmeden yağmur başladı. Önce hafif hafif... Mal olduğum için “şimdi geri dönmeye gerek yok” diye düşünüp yürümeye devam ettim. Ben yürüdükçe adi yağmurun şiddeti arttı. Yolda şemsiye alabileceğim bir yer de bulamadım... Gömlek sırılsıklam. Üstelik o kadar yürümeme rağmen tanıdık bildik bir yere de çıkamadım. Baktım olmayacak telaşla bir sağ yaptım, bir on – onbeş dakika da öyle yürümeye devam ettim. Bir baktım ki, geldiğim metro istasyonundayım... Tek sağ dönüşle nasıl 180 derece dönmüş oldum lan ben? Yol düz değildi demek ki. Yarım saat yağmurda yürüyüp donuma kadar ıslandıktan sonra geldiğimiz noktaya geri dönmüş olmanın verdiği sinirle, dedim: “inmiyorum yer altına”. Dibine kadar yürüyeceğim. Bu sefer ters istikamete yürüdüm, bir baktım ki 50 metre aşağısı Kreşatik’miş!

Kreşatik’e ulaştım ulaşmasına da Padol’e devam edecek durumda değilim, çok ıslanmışım. Acil ısınmazsam kesin hasta olacağım, biliyorum. Viski takviyeli iki kahveyle birkaç sigara kendime getirmeye yetti, o arada güneş açtı. Çıktım dışarı, atladım bir taksiye, dedim Padol. 20 grivnaya anlaştık. 10 dakika geçmeden Padol’deydim.

Neden Padol? Padol nehir kıyısı ve Padol’de rakı içebileceğim bir Türk restoranı var! Gittim Tike’ye 3 duble rakı attım. Hem kendime geldim hem de iyice kurudum o arada. Sonra indim suyun başına kız ben garibem.

Şuradaki fotoğrafları çektim, muhtelif biralar eşliğinde. Bu fotoğrafları sırf tema biraz daha renklensin diye ekledim, yoksa hiçbirini beğenmedim.