Bugün 12 Eylül... Kenan Evren olacak şerefsizin liderliğinde, Ata’mın kurduğu çok partili demokrasinin a...a konulup, 50 kişinin idamı, yüzlerce belki binlercesinin yargısız infazı ve milyonlarca bireyin pıstırılıp apolitize eylenmesi ile sonuçlanmış bir dönem olan “1980 Dönemi” bundan 29 yıl felan önce işte bu gün başladı. Güne hem radyo hem televizyonda Hasan Mutlucan’la başlamıştık... Kenan Evren sana bacaaam girsin diyebilecek demokrasi bilincine 29 yıl sonra, düzeltiyorum, ancak 29 yıl sonra gelebildik... Kenan Evren sana bacaaam girsin! Ayrıca, yargılanmadan ölürsen, mezarına sıçmayan Haluk da top olsun.
1980 sonrasında, özellikle de ilk 3 senelik dönemde binlerce kürde sırf kürt oldukları için Diyarbakır cezaevinde bok da yedirilmiş... İşkencenin ve dayağın zaten haddi hesabı yok. Kenan Evren döneminde Türkiyemin her köyüne elektrik girmiş... Çükten... Türklere, solculara, kürtlere elektriği çükten bağlamışlar. Devlet hizmeti vatandaşın çüküne kadar götürmüş yani...
29 yıl sonra bugün, bizim çükümüzde bile değil. Çünkü apolitik götleriz biz...
Bizim de çükümüzde olmadığından, akşam olunca bastık şehir merkezine indik. Bir de baktık ki, meğer 12 Eylül’ün Ukraynalılar için de bir anlam ve önemi varmış. Olmasa şehir meydanına neden sahne kurulsun? Potap, Nastya Kamenski ve Ruslana da dahil 30 kadar sanatçı niçün beleş bir konserde sahne alsın? Biz umursamadık günün anlam ve önemini, daha çok beleş konserin tadını çıkarmaya yazıldık.
Binlerce insan... Taksim meydanı kadar bir alanı hıncahınç doldurmuş. İlk ilgimizi çeken ortamda hiç fortçu olmamasıydı. Oysa ortalık mini etekli, hatta yer yer mini-bile eteksiz ablalar kaynıyordu. Kimse kimseyi taciz etmiyordu. O kadar tacizci yoktu ki, iki Türk olarak biz bile fortçuluk yapmaya utandık... Öyle yani. Binlerce insan şarkılar söyledik, on binlerce bira içtik.
Kaan “son biranı iç de gidelim” diye oyun bozanlık yaptı (her zamanki gibi). İçilen biralar çok fena sıkıştırdığı halde, Potap ve Nastya çıkmadan gitmem dedim. Allahtan kendileri gecikmediler. Potap ve Nastya’yı dinleyip yol aldık. Ama o kadar bira... İdrar kesesinde çok feci bir basınç var. Basınç var ama tuvalet yok. Girdik bir bara, 2 bira söyledik. Önce Kaan’ı gönderdim tuvalete, sonra da kendim koştum. Başladım çöğdürmeye afedersin. Bi ton içmişim, haliyle çıkarması da uzun sürüyor. Adamın biri kapıda “hadi a. koiiim, çabuk çık” demesin mi? Bana? A... koiiim??? Haha, sen kime bulaştığını bilmiyorsun dostum.
Medeniyetin pis tarafı da bu işte. Dövemiyorsun. Lafla ya da küfürle sataşanı dövemiyorsun. Dövünce sen suçlu oluyorsun. Gözünü sevdiğimin Türkiyesinde olsa, aç kapıyı, al herifi içeri, şuuruna şuuruna ver yumruğu, rahatla... Ama burada tutuklarlar, hapse atarlar adamı –girdim ordan biliyorum. O yüzden bu adamın ağzına daha medeni ve daha usturuplu bi şekilde sıçmak icap ediyor.
Normalde evim dışında hiçbir yerde büyük abdest yapmam, iğrenirim, ama indirdim donu, tünedim klozetin üzerine. Zaten bağırsaklarda da çok güzel bir hareketlenme vardı. Oooh bebeğim. 50 santimden bıraktım ki ne bırakmak. Çok tarif etmeyeyim ki miden bulanmasın ama kahverengi bir oğlan çocuğu doğurdum. Nur topu gibi... Bu arada piç kapıda yırtınıyor hala. Bekle bekle, sürpriz hazırlıyorum sana. Çektim pantolonu, sifonu bile çekmeden çıktım dışarı. Ama içerisi bir kokuyor ki duvarlar çürüdü... Çıkarken de lavuğa bakıp “tadını çıkar” dedim. A... koduğum kimmiş, a... koduğum?
Döndüm masama, sandalyem tam tuvaletin çıkışını görüyor. Adamın tuvalet çıkışındaki yüz rengini tarif mümkün değil. Gülümseyerek bir bira kaldırdım arkadaşa doğru, “iyi geceler a... koduğum” dedim. Yürüdüüü gitti. Dövsem bu kadar rahatlamazdım herhalde...
Cenabı Allah Kenan Evren için de aynı bağırsak hareketini ihsan eyler inşallah.