Bir Daha Bu Pezevenge Oy Vermeyin

1990ların çok başı, Üsküdar’da şimdi-geleneksel Katibim festivali o zaman daha yeni başlamış. Henüz gerçekten kültür ve sanat festivali olduğu yıllar. Rak gruplar sahne alıyor, şairler geliyor, resitaller falan oluyor… Henüz Tayyip ve güruhu Üsküdar’a taşınmamış, Üsküdar sahilde bira içilip gitar çalınabiliyor. Henüz pop-fantezi-arabesk sanatçılar işgal etmemiş festivali. Tarih öncesi yıllar yani… İşte o festivallerden birine Can Yücel de davetliydi. Sahneye bir sandalye koydular, üstat geldi, oturdu, milleti selamladı, belli ki çakır keyifti –en az. Başladı şiirlerini okumaya. Birkaç şiir sonra sahnede, sandalyenin üstünde sızdı. Kimse kıyamadı uyandırmaya, festivale devam edildi. Müzisyenler sahne aldı, sahnenin kıyısında Can Yücel uyuyor... Fazlası...

Kaynatırım Kaynamaz

Buraya geldiğimden beri et yemiyorum. Neredeyse bir ay olacak. Hep sebze, arada tavuk, arada makarna… Tamam iyi oldu, kilo veriyorum istemeden de olsa ama, yaw et istiyor bünye haliyle. Bir de takıldığım bir sitede “en sevdiğiniz yemek” diye konu açmışlar, millet bi ton yemek yazmış. Şişecek bi taraflarım… Fazlası...

Neyşınıl Ceografik

 

Girmeyelim bana pek bebek

Sularım derindir

Soğuktur

Huyum daha bir soğuk Fazlası...

Şindi Çıktı Şindi Çıktı Diyecekler

Zin-dan-zifiri-karanlık. Ama yürüyorum. Belki bu adımım boşa, boşluğa gidecek. Belki yüzbin yıllar, milyon yıllar sürecek bir düşüşe adım atıyorum. Ama C kimde değil. C kimde belli değil… Ama C bende değil.

Bir gün beni bir gün beni soracaksın. Şimdi çıktı şimdi çıktı diyecekler. Sen beyhude yanacaksın.

Bir gün beni bir gün beni soracaksın. Herkes birden, herkes birden susacaklar. Sen anlamsız bakacaksın… (*)

Hatta Siktir… Hatta Sen anlamsız...

Hatta ve hatta...

Benim karadenizde batacak gemim mi var?
Sanki benim her gece, yatacak yerim mi var?
Benim sanki bankada hesabı carim mi var?
Beni böyle sevecek serseri yarim mi var?

Demir alsam dünyadan bana karışan mı var?
Benim sanki bi yerde belirli işim mi var?
Ne iş olsa yaparım, jokere perim mi var?
Eser sorumsuzcana çok mu-halif rüzgarlar.

Her liman bir umuttur, yoksa burada aşk mı var
Benim aşkım soyuttur, her limanda başka yar
Dalgalanma lan gönül, dalgakıran sert olur
Eser sorumsuzcana, çok mu-halif rüzgarlar

Tek kalınca geceler gece rüzgar sert olur
Bir düşünsem derdimi, dalga dalga dert olur.
Çok düşünmek hoş değil, gıcık kapan çok olur
Çok düşünsem derdimi, çok düşünmek suç olur.

Benim karadenizde batacak gemim mi var?
Sanki benim her gece, yatacak yerim mi var?
Benim sanki bankada hesabı carim mi var?
Beni böyle sevecek serseri yarim mi var? (*)

 (*) elbette Ferhan Şeysoy..

Aleksandır Sergeyeviç Puşkin 1799 - 1827

Halen gelmiş geçmiş en iyi Rus şairi olarak tanınmasının yanında, modern Rusçanın da yaratıcısı olduğu söyleniyor Puşkin'in. O olmasaymış Rusça bugünkü kadar romantik, melodik ve zengin olmazmış. Kendisi ayrıca günlük Rus dilini edebiyata kullanan ilk şair ve yazarlardan.

Aristokrat, kültürlü ama parasız bir ailenin Moskova’da doğmuş çocuğu. Anne tarafından büyük dedesi, Çar Peter’in sadık bir hizmetkarı ve Afrika kökenli. O nedenle saçları kıvır kıvır, dudakları irice Puşkin’in. Ve burnu da kalbi kadar kocaman. “Her kadın bir Rus ozana aşıktır" diyorlar buralarda; belki de Puşkin yüzünden.

1833’de nazım olarak yazdığı Yevgeni Onegin isimli romanı halen Rus edebiyatının en önemli eseri kabul ediliyor. Yevgeni kafayı sıyırmış bir mirasyedi. Amcasından kalan parayla kırsala yerleşiyor. Orada Tatyana adında taşş gibi bir hatun aşık oluyor bu salağa. Yevgeni iyi bir koca olamayacağını düşündüğünden reddediyor kadının aşkını. 3 yıl sonra Tatyana bir prensle evleniyor. Bu sefer Yevgeni Tatyana’ya aşkını ilan ediyorsa da Tatyana "Geçti Minsk'in pazarı, sür eşşeğini Donetsk'e diyor" Yevgeniye. Yevgeni yevgenemiyor. Puşkin anlatınca hüzünlü, başkası anlatınca mal bi hikaye işte.

Puşkin 1829’da Natalya isimli, 16 yaşında bir afetle tanışıyor ve iki yıl sonra evleniyor bu kadıncağızla. Natalya bir tanrıça kadar güzel ve Puşkin’in aristokrat çevresinde birden popüler oluveriyor. Natalya'nın çağırılmadığı davet yok gibi. Kısa bir süre sonra Puşkin’in bacanağı Baron George d'Anthès ile adı çıkıyor Natalya’nın. Puşkin Corcu tokatlıyor sarayda, düelloya davet ediyor. İlk ateş eden Corc oluyor, Puşkin ağır yaralı, ateş ediyorsa da kurşun Corcu sıyırıyor. Kurtaramıyorlar Puşkin'i, ölümü bu kadar boktan oluyor.

Puşkin öldükten sonra Çar flörtöz Natalya’ya maaş bağlıyor ve Corcu Rusya’dan siktir ediyor. Gizlice gömdürüyor Puşkin’i ki cenazesinde ayaklanma falan çıkmasın. Zira halk o derece seviyor ozanı.

Mezar taşına şöyle yazmıyorlar:

Seviyordum sizi: ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle;
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi;
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi,
Kah ürkeklik, kah kıskançlıkla üzgün;
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki,
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.

(Türkçeleştiren: Ataol Behramoğlu)