Geçiştirmece

Hani şu yazım vardı ya, hani o yazıda "ku vak vak" benzeri nakaratlı, aşırı rahatsız edici bir parçadan bahsetmiştim ya; işte o parça bu parça.

DTP Kapatıldı

Hamdolsun Tanrıma!

Şimdi FriendFeed’den tutun ekşisözlüğe, tüm forum sitelerine, muhtemelen televizyon programlarına, yarının köşe yazılarına kadar her yerde “demokrasiye inen darbe” geyikleri yapılacak. FriendFeed’de başladılar bile. An itibarı ile DTP’nin kapatılması ile ilgili onlarca feed var. Feed’lerin onda dokuzu kapatma kararını yeriyor.

Demokrasi dersi veren liboşların demokrasi tanımı da çok enteresan. Demek halka açık açık gözdağı vermek, Atatürk büstü yıkmak, okul, belediye, kamu binası taşlatmak demokrasi. Demek bir halk düşmanının saç traşı nedeniyle meydanlarda olay çıkartmak, 12 – 13 yaşında sabi sübyanları ortaya atıp halkı provoke etmek demokrasi.

DTP Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkının oylarıyla meclise girmiş, son yerel seçimlerde oldukça iyi sonuçlar almış, Meclisin en güçlü partilerinden biri olmayı başarmış bir parti. Buna rağmen kurulduğundan beri iştigal ettikleri işlere bakıyorsunuz, anlam veremiyorsunuz… Güneydoğu Anadolu halkının sorunlarına çözüm üretmek için çalışacaklarına bir mahkumun, üstelik de Kürdü Türkü milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının lanetle andığı bir teröristin saç kesiminden siyasi gündem yaratmalar, eli kanlı teröriste sayın demeler, “dağa çıkarız” diye “kan gövdeyi götürür” diye göz dağı vermeler...

Bakıyorsun, bir siyasi partinin uğraşmayacağı ne kadar alengirli iş varsa bunlarda. Teröre çanak tutmak bunlarda. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hür vatandaşlarına sağladığı protesto ve gösteri hakkından faydalanıp, bir bahaneyle miting düzenleyip ardından Ordu Evi taşlatmak, Atatürk büstü yıktırmak, okulların, belediyelerin camlarını indirmek, hepsi bunlarda. Yaptıkları her gösteride Öcalan’ı öven ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne saldıran afişler, her mitingde ön saflarda çocuklar, molotof kokteylleri, çelik bilye ve sapanlar, lastik yakmalar, polise saldırmalar, halka saldırmalar. Yaptıkları son mitingde göstericilerle esnaf (hem de Kürt esnaf, Türk de değil) gırtlak gırtlağa geldi. Bu mu demokrasi?

Bu şerefsizler şayet bu provokasyonları demokrasiye dayanarak yapıyorlarsa ben öyle demokrasinin direğini sikeyim.

Biz sana seçilme hakkını Meclise girip halka hizmet edesin diye verdik. Orada terör örgütünün propagandasını yapasın, mitinglerinle ortalığı karıştırasın, demeçlerinle halkın arasına nifak tohumları ekesin, bizi iyice birbirimize düşüresin diye vermedik. Sen Milletvekilliği’nin gereğini yerine getirmezsen, bu halk da senden vekaletini alır. Aldı da. Hayırlı olsun.

Hitler Olucam Taksicileri Canlı Canlı Yakıcam

Taksicilerin alayı gizli işsiz. Sadece taksiye ihtiyaç duyuyoruz. Hayatımızda taksiciye yer yok aslında. Bu dünya taksicilersiz çok daha güzel bir dünya olurdu. Kalıbımı basarım. İmkansız demeyin, mümkün aslında. Yani bizi taksicilerden kurtaracak, taksicisiz çok daha rahat, sakin, sessiz, güzel bir dünyayı mümkün kılacak teknoloji mevcut olduğu halde karanlık güçler kasten bizi taksicilere ve taksicilerin o iğrenç müziklerine maruz bırakıyorlar.

Tüm taksiler taksicisiz olabilir mesela. Her taksi durağında onlarca taksi bekler, tıpkı şimdi olduğu gibi de taksicisi olmadan, boş vaziyette. Binerken kredi kartını sürtersin kapısına, girersin içine, oturursun direksiyona, basar gidersin gitmek istediğin muhite, taksici ve taksicinin iğrenç sohbeti, müziği, gündüz vakti gece tarifesi olmadan. Dilediğin muhite vardığında bir taksi havuzuna bırakırsın taksiyi, bir kez daha sürtersin kredi kartını, hooop tutar kat ettiğin kilometre üzerinden kredi kartından tahsil edilir. Sen de ırzına geçilmemiş kız oğlan kız kafanla hayatına devam edersin.

Kiev’in milim milim ilerleyen Cuma trafiğinde bütün bunları düşünüyorum bir taksinin içerisinde. Fonda bir acayip çıstak müzik. Hintçe olduğunu ancak tahmin edebildiğim nakaratı kuu vak vak vak benzeri, ritmi dup tıs tıs tıs’dan ibaret, aralarda Almanca das iş fantastiş, onun üzerine çok detone Ukraynaca sözler özensizce ekleştirilmiş. En dandik club’larda bile ancak sabah 5’ten sonra müşterileri siktir etmek için çalınabilecek müzikalitede bir parçayı 87 desibel dinliyoruz saçları jöleli, kot altına rugan ayakkabılı taksiciyle. Vivaldi'yi, Mozart'ı, Lemy Kilmister'ı veya ne bileyim hatta bir Müslüm Gürses'i bile bu taksinin içerisinde 5 dakika tutamazsın. Musikiperver bir birey için o kadar büyük bir işkence. Allah Çarpsın.

Aslında biner binmez “şu başarısız müzik denemesini biraz kısabilir miyiz?” şeklinde efendice rica etmek vardı ama etmeyip ertelediğim, o arada da gerim gerim gerilip hırslandığım için “kıssana şunu” şeklinde hırladım taksiciye resmen. Burada çok gerekmedikçe arka koltuğa oturulmadığı için çok gereksiz şekilde çok yan yanayız taksiciyle. Şaşırıp kafayı çevirdi, benim ona çevrilmiş kafama doğru. Burun buruna, tabiri caizse faça façaya geldik taksiciyle. Türkiye’de olsa tam levyelik bir durumdayız yani. O koltuğun altına uzanıp levyeyi alana kadar ben kafayı gömer miyim? Gömsem o da o telaşla ters şeride girip karşıdan gelen arabalardan birine göbekten girer mi? Hesapları yapıyorum ki “pardon beyefendi” diyor. Müziği kapatıyor, ama nafile… Kuuu vak vak vak beynime nüfuz etti, tampon hafızama yer etti bile… Eve gidene kadar arabanın içinde çıt çıkmazken benim beynimde: kuu vak vak vak das iş fantastiş çalıyor. Gerçekten hızlı mı geldik yoksa o iğrenç müzik olmadan zaman daha hızlı mı aktı bilemiyorum ama çok geçmeden eve varıyoruz. Verip parasını iniyorum taksiden. Beynimde hala kuu vak vak vak kuu vak vak vak helehelehelele kuu vak vak…

Ruhumu zehirledi pezevenk iğrenç müzikleriyle. O derece ki eve döner dönmez kulaklıkları takıp, sesi sonuna kadar açıp Angela Gheorghiu’dan Bizet’nin Habanera’sını dinlemem gerekti tekrar tekrar. Angela Gheorghiu, Linzi Stoppard ve hatta Por Una Cabeza eşliğinde içilen 2 litre biradan sonra ancak kendime gelip oturup bunları yazmaya karar verdim. Sadakallahülazim. Amin.

Kabak Çiçeği Gibi Açilmiş Saçilmişsun

Aristo Piyade Onbaşı Kamil (bundan böyle kısaca “Kamil”) sorar: Komtanım şimdi biz 1937’de felan bi Dersim Katliamı yapmışız Türk’ler olarak. Şimdi bunun kefareti olarak bi kas gevşetici alıp, Tayyibe uyup, kıbleye doğru domalıp kıçımızı jelleyip afedersiniz Kürtlere vermemiz icap etmez mi?

Komtan: Bak evladım, IQ puanı penis boyunun altına itilip kalmış, oyunu bir çuval kömüre satan AKP seçmeni çocuğum, madem ki Tayyip Erdoğan Fetullah Gülen’e sorar gibi sordun, cevap vereyim:

Şeyh Sait'e kadar tüm benzeri isyanları kanla bastırdık. Dersim'i neden kanla bastırmayacaktık ki? Dersimde kan akmış olması garip değil. Terör nedeniyle kan akmış (ve akacak) olması da garip değil. Garip olan Türkiye Cumhuriyeti'nin bunca zaman sonra tavır değiştiriyor olmasıdır. Ben açıkça, bundan rahatsız oluyorum. Ben Kürtlerin (ve tüm T.C. vatandaşlarının) tüm haklarının garanti altına alınmasından yanayım. Ama PKK'ya zerre hoşgörü gösterilmemesi taraftarıyım. Her PKK'lının idam edilmesi dileğimdir.

Kamil: Peki Komtanım malum parti barış diyor, siz hoşgörü gösterilmesin diyorsunuz.

Komtan: Bence bu aralar, şu yakınlarda, artık, nihayet her Türkün faşist ve her bölücünün bölücü olması gerekiyor. Sağlam bir paylaşalım bakalım kozumuzu. Askeri önlemden söz etmiyorum. PKK sempatizanı Kürt komşunun kapısını çalıp, gözüne kahvaltı bıçağı sokmaktan, halk tarafından yürütülen bir sivil katliamdan bahsediyorum. Bir Kristal Gece paklar bizi. Ve hamdolsun oraya doğru da gidiyoruz. Benim kınam hazır, kahvaltı bıçağım da.

Kamil: Hepimiz Mahzun türküleri söylesek hep birlikte “hepiimiiiiiz kardeşiiiiiiz” diye, hoş bir mutlu son olmaz mı? Cannes’da ödül almaz mıyız? Hatta Nobel Barış Ödülü(*)

Komtan: Naif olmayın arkadaşım. Vatan için ölünür, öldürülür. Üzücüdür; ama vatan böyle savunulur... Maalesef... Çok demokratız, çok "insan hakları savunucusuyuz" hepimiz. Ama maalesef, bugün bu topraklarda bir nebze özgür yaşayabiliyorsan bunu milliyetçi / kafatasçı / faşist / eli kanlı katil dediğimiz tiplere borçluyuz... Fatih İstanbul’u açılımla almadı; kanla aldı. Atam işgali açılımla denize dökmedi, kanla denize döktü. Bu vatan da (bu vatan olarak kalacaksa şayet), açılımla değil, kanla huzura erecek.

Kamil: kanla huzura ermek?

Komtan: Çelişiyor gibi görünebilir, ama öyle. Doğanın kanunu budur. Öl ya da öldür. Bu kadar. Avlan ya da av ol. Bu kadar. Bu adamlara karşı yumuşadığın zaman kaybedersin. Bölünmeyeceksin. Bölmelerine de müsaade etmeyeceksin. Klişe olacak ama, örnek: Yugoslavya. Klişe olacak ama, örnek: eski Sovyetler. Hele ki Sovyetler...

Dallama Ergen (Parazit): zaten hayvan kalmak icin evrimlestik... "daldan niye indik ki, hatta sudan niye ciktik ki?" cumlesi simdiye dek hic bu kadar anlamli olmamisti. Doganin kanunuymus, yemisim doganin kanununu… hayvanlığınızla mutluluklar.

Komtan: Hayvan senin beybabandır. Niye durduk yerde küfrediyorsun ki üstü kapalı üstü kapalı. Mamafih senin baban hayvan, ben de hayvanım. Ama sen "hayvanlığınızla mutluluklar" derken küfrediyorsun eşşoğlu eşek. Ve her kim ki burada bana "biz artıkın hayvan değiliz, evrildik bok olduk sik olduk medeniyiz biz" der, o dallamanın bana şunu izah etmesi lazım öncelikle: e be pezevenk, madem evrildin, neden hala mayınla, atom bombalarıyla, napalmle, AK47yle vırtla zırtla bölgeni işaretliyorsun acaba??? Medeni oldun da ne oldu? Sadece öldürmenin daha teknolojik biçimlerini icat ettin. Evrilmişmiş.

Kamil: Komtanım, bu sizin uygarlık tarifiniz mi yoksa arkaik bilgilerden mi bahsediyorsunuz? Avlan ya da av ol, öl ya da öldür falan.

Komtan: Arkaik falan hikaye. Tabiat bu. O arkaik falan senin kendi kafanda yaratmış olduğun bir takım sınıflandırmalar. bunun cilalısı cilasızı taş devrisi tunç devrisi yok. Avlan ya da av ol. Budur.

Kamil: Tüm bu söyledikleriniz bir önceki Bill Hicks yazınızla çelişmiyor mu?

Komtan: Bilmem. Çelişiyor mu?


(*) Adına barış ödülü verilen bu Alfred Nobel götünün dinamiti bulan adam olduğunu biliyor muydunuz?

Bill Hicks namı diğer Bay Şeytan

Dünya lunapark treninde bir tur gibidir. Ve insan zihni o kadar güçlüdür ki bu trene bindiğinizde bu trenin gerçek olduğunu sanırsınız. Tren fırıl fırıl döner, bir aşağı bir yukarı gider. Heyecan verici ya da korkutucu anları vardır ve son derece parlak renkleri ile çok gürültülü, çok eğlencelidir -en azından bir süreliğine. Daha uzunca bir süredir bu trende bulunan insanlar sorgulamaya başlarlar: "bütün bunlar gerçek mi yoksa bu sadece lunapark treninde bir gezinti mi"? Ve kimileri farkına varır ve bize gelerek "endişelenme derler, sakın kafana takma çünkü tüm bunlar lunapark treninde bir gezintiden ibaret"... Ve biz o insanları öldürürüz.

"Susturun şunu. Biz bu lunapark trenine çok para yatırdık. Susturun. Endişeden çatılmış kaşlarıma bakın. Kabarık banka hesabıma ve büyük aileme bakın. Tüm bunlar gerçek olmalı". Tüm bunlar aslında lunapark treninde bir gezintiden ibaret. Ama bunu bize anlatmaya çalışan o iyi adamları hep öldürüyoruz. Fark ettiniz mi? Ve ortalığı iblislere bırakıyoruz. Ama aslında hiç önemi yok çünkü bu hayat lunapark treninde bir gezintiden ibaret. Ve biz onu dilediğimiz anda değiştirebiliriz. Korkunun gözleri kapınıza daha büyük kilitler takmanızı, silah edinmenizi ve kendinizi tecrit etmenizi söylüyor. Sevginin gözleri ise herkesi BİR kabul etmeyi söylüyor.

Dünyayı değiştirip onu daha güzel bir gezinti haline getirmek için ne yapabiliriz biliyor musunuz, hem de hemen şu an? Her yıl silahlanma ve savunma için harcadığımız onca parayı alın ve o parayı silahlanma ve savunma yerine dünyanın fakirlerinin beslenmesi, giydirilmesi ve eğitimi için harcayın; tek kişi bile unutulmasın. İşte o zaman, sizi temin ederim, sonsuza kadar barış içerisinde uzayın tüm derinliklerini hep birlikte keşfederiz.


Ve Ortaparmak diyor ki: İlginç olan nedir biliyor musunuz? İlginç olan, yukarıdaki sevgi mesajını en büyük şovunun kapanış konuşması yapan o zeki ve sevgi dolu insana dindar kesimin Goatboy ve "Mr. Satan" (Şeytan Suretli Çocuk / Bay Şeytan) lakabını uygun görmüş olması... Yaşasaydı "siktir edin o amına kodumun mallarını" derdi. Bal damlardı ağzından...

Yukarıdaki hızlı çevirinin orijinali ise şöyle:

The world is like a ride in an amusement park. And when you choose to go on it you think it's real because that's how powerful our minds are. And the ride goes up and down and round and round. It has thrills and chills and it's very brightly coloured and it's very loud and it's fun, for a while. Some people have been on the ride for a l ong time and they begin to question: "Is this real, or is this just a ride?" And other people have remembered, and they come back to us, they say: "Hey, don't worry, don't be afraid, ever, because this is just a ride." ... and we kill those people.

Ha ha, "Shut him up. We have a lot invested in this ride. Shut him up. Look at my furrows of worry. Look at my big bank account and my family. This just has to be real." It's just a ride. But we always kill those good guys who try and tell us that, you ever notice that? And let the demons run amok. But it doesn't matter, because it's just a ride. And we can change it anytime we want. It's only a choice. No effort, no work, no job, no savings and money. A choice, right now, between fear and love. The eyes of fear want you to put bigger locks on your doors, buy guns, close yourself off. The eyes of love instead see all of us as ONE.

Here's what we can do to change the world, right now, to a better ride. Take all that money we spend on weapons and defense each year, and instead spend it feeding, clothing and educating the poor of the world, which it would many times over, not one human being excluded, and we can explore space together, both inner and outer, forever, in peace.

En Büyük Bayramınız Kutlu Olsun!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Bugün 29 Ekim. Bugün her Türk’ün hem Noel’i, hem 4 Temmuz’u, hem Regaib hem Beraat Kandili, hem Paskalya’sı, hem Hannukah’sı hem Recebi, hem Şabanı, hem  de Ramazan’ı. Üstelik Kadir Gecesi de. Hem de Sevgililer Günü. Bugün 29 Ekim! Kutlu Olsun! [more]

Cumhuriyet’imize sahip çıkalım. Atamızı sayalım ve bugün olsun  bloglarımızda, feedlerimizde, yorumlarımızda, her türlü yazışmamızda adını tam yazalım: Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Gazidir, çünkü Trablus’ta bir gözünü feda etmiştir senin benim için… Mustafa’dır çünkü babası bugün “Rum’du” diyenlere kapak olsun diye 130 sene önce Mustafa koymuştur adını, senin peygamberinin onuruna. Kemal’dir, kadirşinastır, kıymet bilir, hocasının koyduğu adı bir ömür taşıyacak kadar. Ve Atatürk’tür, çünkü işgalin dehşetini iliklerinde hissetmiş bir neslin Meclisi öyle takdir buyurmuştur.

O olmasaydı bugün, her Türk'ün babalar günü olabilirdi; babalara geldiği gün yani...

Bugün 29 Ekim! En Büyük Bayramımız Kutlu Olsun! Ne Mutlu Türküm Diyene!..

Hayat Adamı Yontuyor

Bazen hayatın çok kolay bir şey olduğunu düşünüp rehavete düştüğümüz oluyor. Hatta bazılarımız için o rehavet bir yaşam biçimi oluveriyor. O diziler, o gazete haberleri, o internet siteleri, o dergiler, o video oyunları, bütün bunların yarattığı o sahte gündem... Gerçek hayatlarımızın yerini alıyor. Öyle ki hepimiz, yavaş yavaş, peyder pey, hiç hissettirmeden yok olup, yerimizi üç otuz genel kültürüyle senaryo yazmaya soyunmuş dallama holivud senaristlerinin kokain kafasıyla uydurduğu yalancı kahramanlara bırakıyoruz. Hello My Child, step forward! Ve kahraman sağdan girer...[more]

Unutulan, kendi hayatımızın kahramanı değil, senaristi olduğumuz, her birimizin bu dünyada “özgün” bir hikaye yazma hakkına sahip olduğumuzdur. Bizi sokmaya çalıştıkları kalıplara girmeme, kendi kaderimizi kendimiz tayin etme hakkına sahibiz...

Çoğu insan hayata dair herhangi bir fikre sahip olamadan ölüp gidiyor. Neden? Onlar hayatı kendilerine sunulduğu şekliyle tanıyor, öyle kabulleniyorlar... Allahım sen bilirsin yarabbim... Düşünsene, diyelim ki büyük deden, büyük dedenin tüm o batıl inançlarını dedene aktarmış... Deden de tüm o batıl inançları sorgulamayıp kabullenmiş, babana aktarmış. Baban da sana... Yani, bir ömür ortalama 70 yıldan, üç çarpı yetmiş, 210 yıl öncesinin bilgileriyle donanmışsın. Hatta, geriye doğru işletirsek, belki 1000, belki 1400 yıl öncesinin bilgileriyle. Cinlere inanmıyorsun, göze görünmedikleri, ele gelmedikleri için. Perilere inanmıyorsun. Noel Babaya inanmıyorsun... Çünkü var olduklarına dair hiçbir somut delil yok. Sana göre ağaca çaput bağlayan, fala büyüye inanan mal... Oysa tanrıya inanıyorsun. Baban kefil çünkü... Yalnız değilsin, herkes inanıyor. Onlar da inanıyorlar.

Onlar sanıyorlar ki bir tanrı var... Daha da önemlisi, sanıyorlar ki tanrının ahlak anlayışı onların “ölümlü” ahlaki değerleriyle birebir örtüşüyor. Onlar sanıyorlar ki (faraza) tanrı, tanrı olsa, tanrı banko George Lucas gibi bir yönetmen olurdu, “predictable”, ya da “当たり前”, yani, nasıl diyorsunuz siz Türkler: kestirilebilir, tahmin edilebilir, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir... Tanrının bir Tarantino, bir Guy Ritchie olma ihtimalini dikkate almıyorlar. Belki tanrı sağ gösterip sol vurmayı seviyor?

Onlar sanıyorlar ki tanrı kusursuz, mükemmel... Tanrının bir eroinman olma ihtimalinden bahsetmiyorlar bile. Hatta, tanrının hem eroinman hem overdose eylemiş ölü bir eroinman olma ihtimalinden de...

Peki ya tanrının psikolojik sorunları varsa? Hey, dostum, bana bozulma. Tanrıya inanıyorsan, tanrının bir psikolojisi, dolayısıyla psikolojik sorunları olabileceğine de inanmalısın... Haksız mıyım? Peki ya tanrı yalnızlıktan kafayı sıyırmışsa? Öyle ya, tanrının eşi yok... Çok hazin. Düşünsene, alemlerin rabbi, zamanın başlangıcından beri abazan. Hehe, o denli abazanlık bir miktar psikolojik sorun yapar elbet...

Peki, ya tanrı gözü yaşlı bir kız çocuğuysa? Belki anne tanrı, baba tanrı, abi tanrı vs. vardır... Onların yarattıkları, kendilerine özgü alemleri vardır. Bizim yaşadığımız da ailenin küçük kızının “alemidir”. Belki hepimiz bir çamurdan pasta içerisinde yaşıyoruzdur. Hatta daha da kötüsü:

Belki de bu tanrının ilk yaratma denemesiydi...

Öyle ya, ne yaptığını bilen bir tanrının yarattığı dünyada yaşıyor olsak, bu kadar boktan bir dünyada mı yaşıyor olurduk? Ben tanrı olsam, işte bu ölümlü halimle yani, bu ölümlü halimle bile, bundan en az elli kat daha düzgün bir dünya yaratabilirdim. Mümin, tanrına sağlanan imkanların yarısını bana ver, sana elli kat daha yaşanır bir dünya yaratmazsam terbiyesiz bir rabbim. İspatlayabilirim.

Tüm sigaraları eski kısa camel tadında üretirdim mesela, ama kısa samsun fiyatına. Kanser diye bir hastalık da olmazdı, sigaranın hiçbir zararı da...

Otuz dakika orgazm domuzlara değil, insan oğlu insana mahsus olurdu. Günde beş vakit namaz yerine, günde beş vakit seks yapardın bana ulaşmak için...

Ve her sevişmen ilk sevişmen gibi olurdu ve herkesin kendine özgü bir “ruh ikizi”. Deneme yanılmayla da bulmazdın ruh eşini, ikiniz beraber, yanılmadan denerdiniz her şeyi.

On sekiz yaşında zört diye vücuda gelirdin, zamanın sonuna kadar on sekiz yaşında kalırdın en dinç halinle. Anan olmazdı, baban olmazdı, ölmezlerdi, arkalarından ağlamazdın.

Saçların beyazlamazdı, dökülmezdi; cildin kırışmaz, memelerin pörsümezdi. Ne ölüm olurdu, ne ölüm korkusu. Sonsuza kadar mutlu bir hayat yaşamanı “temin ederdim”. Tanrıyım ya ben, her şeye gücüm yeter ya, yapardım.

Savaş olmazdı, cinayet de, hepinizi kendi suretimden yarattıysam şayet... Ve benim suretimdenseniz, benle eşitsinizdir, arada rakı sofralarınıza inerdim, sizinle iki tek atardım... Biriz ya biz, hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için ya... Karrrdeşim, öpüciiiim, ben de senin kadar sarhoş gezerdim.

Üçüncü dünya ülkelerinde doğdular diye, beyinlerini asfalta açmazdı kız çocukları. Şeker de yiyebilsinler diye, zülfüyü şeker bakanı yapardım.

Kısacası, ben tanrı olsam, cehennem olmazdı. Çünkü kendi yarattığım, içerisine kendi yazdığım kaderi yüklediğim bir varlığı cehennemde yakmak için bayaa bayaa sadist olmam lazım.

Kısacası, bazen hayatın çok kolay bir şey olduğunu düşünüp rehavete düştüğümüz oluyor. Bir tanrının olmayabileceği, belki de tek tanrının biz olduğumuz ihtimalini tümden görmezden gelip, bu evrende bize tanınan ortalama 70 yıllık şansın anasını sikip, mal gelip mal gittiğimiz oluyor... Çok oluyor.

Hayat adamı yontuyor derdi Özgür, hala da der...

Geleceğe Mektup

Hacı naber? Götünün kılları kadayıf olmuş hala okuyup yazacam diye uğraşıyorsun dimi? Namaza başladınmı lan, moruk? Olm, o George Carlin çevirileri ve yazdığın o müşrik ve münafık ve hatta kafir hikayeler yüzünden Allah seni var yaaa.... Cayır cayır yanacaksın olm, uyandırayım. Şeklin düzgün mü lan bari? Parayı buldun mu? Bana bak, parayı bulduysan bi cami falan yaptır. Ne olur ne olmaz... [more]

Hacı, şimdi malumu alin, hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Noldu len? Osmanlıcayı da mı komple unuttun? Unutkansın diyorum yani. Hele de bir de, Alzheimer varsa, hepten sıçtın. Ben bi ton vitamin takviyesi aldım sırf sen Alzheimer olmayasın diye ama... Sigarayı bile bırakmıştım senin için. Sen tekrar başlamadın inşallah? Neyse...

Şimdi, malumun üzere insanoğlu unutkan. O nedenle, sana bi kıyak babında, derlediğim bazı gerçekleri buraya yazmak istiyorum. Eminim keyfin yerinde olursa sen bunları yüzüne süreceğin (ya da yerine göre götüne sokacağın) birilerini bulursun. Ha bunları ne şekilde kotarırsın, bilemiyorum. Ben yorumsuz yazacağım...

Hazırsan başlıyoruz...

Türkiye Cumhuriyeti’nin 2006 (gerçekleşen rakamlara göre) gelirler toplamı 171,309,331,000 TL imiş. Google Inc’nin 2007 tahmini net değeri 290,000,000,000 USD (yani bugünkü kuru üzerinden yaklaşık 435 milyar TL) imiş. Google 20 bin tam zamanlı çalışanla 435 milyar ederken, TC bir yılda 80 milyon dallamayla 170 milyar TL kazanç sağlamış (aynı yıl 175 milyar da gideri olmuş)...

An itibarı ile işsizlik yüzde on beş ile (türk basınına göre) dünya beşincisi –daha iki ay önce yüzde on beş ile dünya ikincisiydi. Demek iki ayda 3 ülkede işsizlik çok feci arttı –bizde düşmediğine göre...

7 Mart 2007’de Türk Mahkemeleri youtube.com video paylaşım sitesine erişimi engelleme kararı aldı. Sebep Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna hakaret içeren videolar barındırmasıydı. Ekim 2008 itibarı ile yasaklı site sayısı (resmi rakamlara göre) 1112 idi. Buna, Oxford Üniversitesi’nde profesörlük yapmış dünyaca ünlü evrim biyoloğu Richard Dawkins’in internet sitesi de dahildi. Ayrıca bu yasaklar kapsamında, evrim kuramı ile ilgili bilimsel bilgilerin yer aldığı pek çok kaynak site de yasaklandı. Dawkins sitesinin giriş sayfasına “Türkiye’de Yasaklıyız” yazan bir banner koydu, fonda Türk Bayrağı dalgalandırdı (biz itin götüne girdik).

Yine Ekim 2008’de Blogger hizmeti de Türkiye’de komple engellendi. Ayrıca, tarihini çıkaramadığım bir dönemde, kısa bir süre için (blog hizmeti) Wordpress de engellendi.

Devrin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “ben youtube’a giriyorum, siz de girin” dedi. Türk insanı zaten youtube’a giriyordu. Youtube yasaklı olduğu dönemde Türkiye’nin en sık ziyaret edilen 5inci sitesiydi (Alexa rakamlarına göre).

2002 yılında, dünyaca ünlü düşünür ve dilbilimci Noam Chomsky’nin kitaplarını yayınlayan yayıncı Fatih Taş’a dava açıldı. Noam Chomsky üşenmeyip Amerika’dan geldi ve yayıncısının duruşmasına bizzat katıldı (biz yine itin götüne girmiştik hatırlarsan).

2005 yılında devrin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın eş başkanlığında başlatılan “Medeniyetler İttifakı” projesi ile Amerikalı Cumhuriyetçilerin “Büyük Orta Doğu Projesi” arasındaki benzerlikler hepimizi bayağı bir şaşırttı...

Ayrıca RTÜK terörü de devam ediyor. 2001 yılında RTÜK “ulusal güvenliğe tehdit teşkil ettikleri” gerekçesiyle BBC World News ve Deutche Welle’yi yasakladı.

2006 yılında polis Michael Dickinson isimli bir İngiliz sanatçısının aşağıdaki kolajına el koydu, sanatçıya dava açıldı. Dava günü Dickinson mahkeme salonu dışında benzer bir kolaj daha sergiledi. Başbakanın izzeti nefsine saldırmaktan 10 gün nezarette yattı... Çalışmanın eleştiri sınırları dahilinde olduğu gerekçesiyle beraat kararı verildi. Dickinson “şans eseri beraat ettim. Türkiye’de benzer çalışma ve fikirlerinden ötürü davalara muhatap olan, cezalar almış bir sürü sanatçı var” dedi (biz bir kez daha itin götüne girdik).

Tayyipli Kolaj

1984 yılından bu yana 35 bin kişinin ölümünden sorumlu PKK’nın lideri Abdullah Öcalan 1999 yılında yakalandı. Ne tür bir dolap döndüyse, 35 bin kişinin katili bu aşağılık adam idam edilemedi... Halen İmralı’da yaşıyor, bu bebek katiline bizim vergilerimizle bakılıyor. Hatta bu şerefsiz avukatları kanalıyla iktidar partisi AKP’ye “kürt açılımı” ile ilgili “yol haritaları” bile gönderiyor (Amerika bu adamı Mandela yaptı mı adamım? Türkiye’ye başbakan oldu deme bana...).

Yıl 2009, Türk nüfus cüzdanlarında Din hanesi var. Tanıdığım hiçbir ateist oradaki default değer olan İslam ibaresini sildirip ateist yazdırmıyor. Göte gelmeyelim :D

1907 yılında istanbul’a gelip devrin padişahı Abdülhamit’e “kürdistanda yapılan Osmanlıca eğitime karşı olduğunu, kürtçe eğitim yapılması için okullar açılmasını talep ettiğini” belirttiği bir mektup veren,
akabinde aklından zoru olmalı diye Toptaşı tımarhanesine gönderilen ve Toptaşı tımarhanesinde bir süre tutulup salıverilen,
yıllar sonra İstiklal Harbi (Kurtuluş Savaşı) yıllarında Kürt Teali Cemiyeti adlı bir bölücü örgütün kurucuları arasında yer alan,
o zorlu savaş yıllarında Türkü sırtından vurmaya yönelik bu faaliyetleri nedeniyle İstiklal Mahkemesinde yargılanıp idamına karar verilen,
sonra MECZUPTUR (delidir) deyu affedilip cezası sürgüne çevrilen Said-i Kürdi’nin (namı diğer Said-i Nursi) tarikatının halen Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayıp (her nedense) Türkiye’ye dönmeyen Fetullah Gülen aracılığıyla devrin iktidar partisinden pek çok ismi yönlendirdiği ve yönettiği ve hatta bakanlardan bile bazılarına fetocular tarafından burs verildiği biliniyor.

“AKP’nin 2009 yılında birden bire ortaya atıverdiği “kürt açılımı” ile Said-i Kürdi’nin 1907 – 1926 yılları arasında kovaladığı “kürt açılımı” arasındaki benzerlikler nelerdir” sorusunu soracak bir tek gazete yazarı, bir tek muhalefet lideri ya da bir tek aydın kalmadı.

Neden? Hepsi içeride... Halen Ergenekon Davası kapsamında içeri alınan asker, asker emeklisi, aydın, yazar, parti lideri pek çok “şüpheli”nin suçunun ne olduğu şüpheli. Binlerce sayfayı bulan iddianamelerin hiç de somut suçlamalar içermediği, tüm olan bitenin AKP’nin muhalifleri sindirme, Nurcu’ların milliyetçi kesimi izole etme çabaları olduğu hakkında bin türlü söylence ortalıkta dolanırken, ekonomi ve kriz yönetimi konusunda son derece başarısız olmuş AKP’nin gelecek seçimlerde de tek parti iktidar olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

2009 yerel seçimleri yapıldı. AKP toplamda %38.8 oy aldı. Seçim sonuçlarıyla ilgili tablo aşağıdaki gibi. Deniz kıyısı illerde AKP oylarının düşüklüğü, balık tüketimi ile AKP’ye oy verme arasında bir ters orantı olduğunu düşündürüyor...

1009 Yerel Seçim Sonuçları

Youtube’a giremiyor musun?

Tayyip yaz yüksek seçim kuruluna gönder, Allah belanı versin!!! [more]

Evet, Tayyip ne demişti bundan birkaç ay önce, hatırlayalım: “Ben Youtube’a giriyorum, siz de girin”. Halkla bu kadar dalga geçilir mi arkadaşım? Ama size müstahak...

O girdiğin proksi siteleri sana girsin. Yaptığın DNS değişiklikleri kadar taş yağsın başına her gün... Dünyanın, internetten sonraki en büyük icadı, youtube gibi bir siteye girmekten men ediyorlar seni. Millet çatır çatır videolar paylaşıyor, youtube ortamında jam’ler yapılıyor (jam’in Türkçesi meşktir bu arada, millet çatır çatır meşkediyor), yeni müzik grupları kuruluyor, ortamın kralı youtube’da dönüyor, ama Türk gençliği youtube’dan mahrum... Amerika’nın başkanı, Barrack Obama seçim kampanyasını youtube’da yürüttü. Neden? Çünkü youtube o kadar önemli bir medya. Peki neden yasak youtube Türkiye’de? Efendim Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne laf ediliyormuş. HAS-SİK-TİR! Tekrar ediyorum, her AKP’li dikkatle tekrar okusun: HAS-SİK-TİR!.. Yalancının eba-i ecdadını Rocco Siffredi Siffsin mi? Bence Siffsin...

Az buçuk vicdanı olan herkes çok iyi biliyor ki AKP Türkiye Cumhuriyeti için youtube’dan böyle seksen sekiz kat felan daha bölücü... İspatlarım da... Ama önce gelin, youtube’un Atatürk’le ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüyle değil de bizzat Tayyip ile ilgili bir takım takıntılardan ötürü yasaklı olduğu konusunu ispatlayalım!

Basit bir gözlem yapalım hep beraber. Lütfen, hemen şu an, Tayyip’in ima ettiği olanakları kullanıp youtube sitesine giriyorsun ve arama kutucuğuna Atatürk yazıyorsun. İlk sayfaya çıkan sonuçları tek tek ziyaret ediyorsun. Kaçı hakaret içerikli not alıyorsun. Aldın mı? Hiç mi? Hadi canım...

Şimdi arama kutucuğuna Tayyip yazıyorsun. İlk sayfaya çıkan sonuçları tek tek ziyaret ediyorsun. Kaçı hakaret içerikli not alıyorsun. Hepsi mi? Hadi bee?

Şimdi, cevap ver bakalım, adi seçmen seni, sence ilk sayfa sonuçlarında (an itibarı ile) Ata’ma hakaret içeren tek bir video yokken, Tayyip sonuçlarının “tamamının” Tayyibe hakaret içermesi ne manaya geliyor? Acaba, youtube Türkiye’de Atatürk’e hakaret değil de Tayyip Aleyhisselama hakaret nedeniyle yasaklı olabilir mi? Tekrar sormak istiyorum: youtube’un yasaklanmış olması, youtube’un özgür bir platform olması nedeniyle, Tayyip’e hakaret içerikli videolar barındırıyor olmasından kaynaklanaıyor olabilir mi? Eğer Ata’ma hakaretse sorun, nasıl oluyor da Tayyip’e hakaret içeren videolar, Ata’ma hakaret içeren videoları böyle seksene doksana katlıyor? Tayyip (ya da kendisinin satılmış basın danışmanları) bize bunu açıklayabilecek mi?

Çok çakal bir zihniyetle karşı karşıyayız arkadaşım. Hiç hazetmediği, mezarını bile severek ziyaret etmediği bir kişiyi kendi şahsi emelleri için kullanabilen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Takiyyenin kitabını hatmetmiş, yemiş yutmuş bütün çıkartmış bir zihniyetle karşı karşıyayız. Ve senin, ve benim, ve hepimizin Türkiye Cumhuriyeti’nin vatansever fertleri olarak, çok uyanık olmamız gerekiyor. Ve omurgalı olmamız gerekiyor... “Amanın da beni işimden kovarlar”, “aman da Cuma namazında camide görünmezsem ihale alamam”, amanın da “mutaassıp takılmazsam mahalle baskısı yerim” gibi şerefsiz kaygılar peşinde koşacağımıza, cumhuriyetimize sahip çıkmamız gerekiyor. Yaa!

Not: Aczmendilik dediğin de heavy metalin cennet vaat edeni. Valla. Aha bak:

Ne oldu? Youtube’a giremiyor musun? Tayyip yaz yüksek seçim kuruluna gönder, Allah belanı versin!!!

Guido Argentini (Foto)

Aşağıdaki fotoğraflardan ilkine FriendFeed’de denk geldim. Biraz araştırınca hem aynı seriden birkaç fotoğraf buldum, hem de çeken yetenekli fotoğrafçının adını öğrendim.[more]

Guido Argentini (www.guidoargentini.com) Floransa’da yaşayan İtalyan bir sanatçıymış. Gerisi sitesinde var zaten. Hasedimden çatladım...

 

Taşşş

 

Taşşş

 

Taşşş

 

Taşşş

 

Taşşş

 

Taşşş

 

Taşşş

 

Taşşş