Minik Ateist

Hayat Adamı Yontuyor

Bazen hayatın çok kolay bir şey olduğunu düşünüp rehavete düştüğümüz oluyor. Hatta bazılarımız için o rehavet bir yaşam biçimi oluveriyor. O diziler, o gazete haberleri, o internet siteleri, o dergiler, o video oyunları, bütün bunların yarattığı o sahte gündem... Gerçek hayatlarımızın yerini alıyor. Öyle ki hepimiz, yavaş yavaş, peyder pey, hiç hissettirmeden yok olup, yerimizi üç otuz genel kültürüyle senaryo yazmaya soyunmuş dallama holivud senaristlerinin kokain kafasıyla uydurduğu yalancı kahramanlara bırakıyoruz. Hello My Child, step forward! Ve kahraman sağdan girer...Devam et durma, aow yeah!!!...

Turan Dursun Kimdir?

Turan Dursun 1934 yılında doğmuş, gariban bir ailenin çocuğu. 8 kardeşler. Babaları imam. Yani din adamlığı Turan Dursun için bir “baba mesleği”. Aileden akide sahibi kendisi. Wikipedia’ya göre babasının en büyük arzusu, oğlu Turan Dursun’un Basra’da ya da Küfe’de bulunan din alimlerinden daha alim olmasıymış. Gerçekten de Turan Dursun (babasının da yönlendirmesiyle), çocukluğundan itibaren dine, ilahiyata ve İslamiyet’e karşı büyük ilgi sahibi olmuş. Hayatını İslamiyet’i araştırmaya adamış bir kimse. Görelim bakalım araştırmaları Turan Dursun’u nereye götürmüş.Devam et durma, aow yeah!!!...

Türksen Öğün, Değilsen İtaat Et

Selamın Aleyküm… Selam dediğinin normalde insanın içini ısıtması gerekir. Karşındakiyle iletişimin ilk adımıdır ya selam; gönül fethedici bir tarafının olması zorunludur. Hoşa gitmelidir. Buzları kırmalıdır. Yakınlaştırmalıdır. Ama bu “selamın aleyküm” lafı, bu Arapça laf, hele de benim üzerimde hiç de o etkiyi yapmıyor. Bir misyoner selamıdır selamın aleyküm…

Misyoner selamıdır, çünkü bu selamı verenler alt metinde sizi hidayete davet etmektedir. Aynı dilde karşılık beklerler. Onlar ermiştir, onların tanrısı tanrı, onların yaşam tarzı doğrudur da sizinki mantardır. Siz zaten malsınızdır. Sizin kendi aklınız yoktur, onların vereceği akla muhtaçsınızdır.

Eğitimleri içler acısıdır. Belki ilkokul, belki ortaokul, belki zoraki lise mezunudur adamımız. Ama “selamın aleyküm” der ve o selamı Arapça almazsan ortam buza keser. Bozulur. Kızar: “Neden Allahın selamını almıyorsun? Neden almıyor? Neden almıyor olabilir? Neden almıyor olabilir? Acaba Müslüman değil mi? Hıristiyan, Budist, Yezidi ya da Yahudi mi? Gavur mu yani? Katli vacip mi şimdi bunun? Yoksa ateist mi? Ateistse hidayete davet etmek lazım… Yoksa Müslüman ama laik mi? Laik Müslüman mı olur lan? Allahın selamını almayan Müslüman olur mu?”, benzeri bir ton şey geçer o ufacık aklından. Gayet bozuk siktir olur gider…

Benzer bir durum da dışarıdan gelenin, yani ilk selam vermesi gerekenin siz olmanız durumunda yaşanır. Diyelim ki bir taksiye binersiniz, “merhaba” dersiniz.  Cevap: “aleyküm selam”… Selamın aleyküm de değil, aleyküm selam. Şimdi, ben Arapça bilmem, öğrenmek gibi bir niyetim de hiç olmadı (Araplar Türkçe öğrensin bana ne) ama aleyküm selam denilebilmesi için öncelikle birinin selam demiş olması gerekmez mi? Aleyküm merhabaaaa dese yine bir derece. Ama aleyküm selam! Üstelik de söyledikten sonra aynadan şöyle bir keser. Kıtır atıyor ya, bakalım sineye çekecek miyiz?

Standart cevap: “Pardon Arapça bişi mi söylediniz anlamadım. Ben Arapça bilmem” şeklinde provoke etmek olmalıdır. Provoke edeceksin ki dökülsün inciler. Yoksa yol boyu o seni iğneleyecek, sen onu iğneleyeceksin. İcabında koltuğun altından çıkaracağı levyeyi basit bir aikido hareketiyle elinden alıp boğazına sokman gerekecek. O yüzden, şimdiden, “yol yakınken” olayı patlatmakta fayda var. Her ne olacaksa hemen şu an, daha taksimetre bişi yazmadan olsun. Çünkü şu anda ya o eğilecek ve efendilik öğrenecek, Türk yurdunda Türk’e Türkçe selam vermesini öğrenecek, ya da ineceğim taksiden ki bu zihniyetteki densizlere tek bir kuruşum gitmesin, levye boğaza girmesin, gereksiz karakolluk olmayalım. Hayır, çünkü bu fetocuların emniyette de uzantısı var… Devlet laik değil ki artık.

Üstelik bunlar lafa geldi mi Türk’tür… Arap emperyalizminin uşağı, toplumun her kademesinde Arapça selamlaşılmasını, insanın tanrısıyla arasındaki en mahrem iletişimi olan duaların bile Arapça edilmesini savunan bu geri zekalı, lafa geldi mi Türk’tür. Arap emperyalizminin işbirlikçisi bu vatan haini, kendini Türk sanır.

Türk’ün ilk ve orijinal dini, Gök Tanrı Dinidir. Gök Tanrı Dini şamanizme benzer bir inançtır. Zırvalığın da daniskasıdır. Batıldır elbette, ama sapına kadar Türk’tür. Ama bugünün Türkiye’sinde, kıçınızı da yırtsanız kafakağıdınızın Din hanesine Gök Tanrı Dini yazdıramayacağınızı biliyor muydunuz? İnancınızın bir şekilde bir kurum tarafından akredite edilmiş olması gerekiyor ki nüfus kayıtlarına geçirilebilsin. Onu geçtim, her hangi kurumsa o inançları akredite eden, işte o kurum, Gök Tanrı Dinini din olarak kabul etmiyor. Bence ilginç. Türk’ün dininin Türkiye Cumhuriyeti’nde kabul görmemesi bence çok ilginç. Türk’ün tanrısıyla Arapça konuşmak zorunda kalması, Türk’ün kendi arasında bile Arapça selamlaşması bence çok, çok ilginç. Ayrıca onursuzluk... Türk’ün boyunduruk altında yaşadığının en güzel göstergesi. Bana kalsa, Tanrı Türkçe öğrensin.

Hadi selamın aleyküm…

NOT: Evet canım, evet. En faşist günümdeyim. Beşiktaş'ta vergisini Türklerin ödediği belediye alanlarını parselleyip Türk'e fahiş fiyatla karbonatlı çay satan Kürt çaycıların hepsini diri diri yakacak kadar faşistim bu gün... Bir soykırım da benim yapasım var. Nihal Atsız, Hitler ve ben oturup cehennem ateşinde semaver kaynatasım var.

On Emir - Corc Karlin (Türkçesi)

Click here for English version


"George Carlin'in On Emir Yorumu koparıcı. Diyalektiği titretip, materyalisti kendine getirip taassubu algının kapılarından geçirmeyerek eşikte ırzına geçiyor" - Nev York Taymz
"Dayıoğlunu pıçakladım ben bunun yüzünden" - Kör Saim
"George, anamı da al git burdan" - RTE


On Emire itirazım var. Şöyle ki: neden on? Onuna birden gerek yok. Bence emirler listesi, on emir elde edebilmek için kasten ve suni olarak  şişirilmiş. Bu liste bariz olarak “vatkalı” bir liste. Bakın şöyle oldu:

Devam et durma, aow yeah!!!...

On Emir - Corc Karlin (Ten Commandments by George Carlin)

I have a problem with the Ten Commandments. Here it is: why are they ten? We don’t need ten. I think the list of commandments was deliberately and artificially inflated to get it up to ten. It’s clearly “a padded list”. Here is how it happened:

About five thousand years ago, bunch of religious hustlers got together to figure out how they could control people and keep them in line. They knew that people are basically stupid and would believe anything they were told. So these guys announced that God, God personally, had given one of them a list of ten commandments that he wanted everyone to follow. They claimed that the whole thing took place on a mountain top, where no one else was around.
Devam et durma, aow yeah!!!...

40 Years in Comedy II - George Carlin

Evet dostlar, söz yalana geldiğinde, hem de yalanın kuyruklusuna böyle; yalan vaatlerin ve abartılmış iddiaların gelmiş geçmiş en büyük ağır-siklet şampiyonu önünde hepimiz saygıyla eğilmeliyiz: dinden bahsediyorum. Kurumsal dinden. Rakipsizdir… Apaçık, aşikar, gelmiş geçmiş en büyük uydurma hikaye dine ait. Düşünün bir kere. Din insanları gökyüzünde yaşayan görünmez bir adamın varlığına inandırdı. Bu adam her gün her dakika her yaptığınızı seyrediyor. Ve görünmez adamın gönderdiği 10 kalemlik bir liste var; yapmanızı istemediği şeylerin listesi. Ve eğer bunlardan herhangi birini yaparsanız sizi sonsuza değin ateşler dumanlar arasında yanacağınız, işkence göreceğiniz ve zamanın sonuna kadar çığlık çığlığa acı çekeceğiniz özel bir yere gönderecek… Ama sizi seviyor. Sizi seviyor…

Sizi seviyoooor ve paraya ihtiyacı var. Sürekli paraya ihtiyacı var. O rahman, rahim, onun gücü her şeye yeter, ama işte sadece para tutmayı beceremiyor… Din her yıl milyarlarca milyarlarca dolar kazanç sağlıyor, vergi de vermiyor ama her nedense sürekli paraya ihtiyaçları var. Bu çoook karlı bir dolap... Ah ufacık bir kısmı da bana düşse var ya… Off diyorum!


Folks, when it comes to bullshit, truly major league bullshit, you have to stand back before the all-times heavy-weight champion of false promises and exaggerated claims: religion. Organized religion. It's no contest. Religion easily, easily, has the best bullshit story of all times. Think about it. Religion has convinced people that there is an invisible man living in the sky, who watches everything you do every minute of everyday. And the invisible man has a list of ten specific things that he doesn't want you to do. And if you do any of these things, he will send you to a special place to burn in fires, in smoke and torturing for you to live forever and suffer and burn and scream until the end of time… But he loves you. He loves you.

He loves you, and he needs money. He always needs money. He's all powerful, all present, all knowing, and all wise, just can't handle money. Religion takes billions and billions of dollars, they pay no taxes, and somehow they always need money. That's a good bullshit story. If I may be permitted only a small pond... Holly shit!

Corc Karlin - 40 Years in Comedy

Meraklısına: http://www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

I'm a mad man

Sabah erken kalktım, kendi sitemi hek eyledim. Dananın birinin yarım bıraktığı kodları tamamladım. Çükümün başına benzeyen tasarım hatalarını düzelttim. Tembel pezevenk, dedim, başka küfürler de ettim. Elim değmişken bir de Ajax-perver ettim siteyi... Oooh. Sonra dedim, lan bi de modal dialog koyayım AJAX ilen, bu ineğin sitesinden refere olup gelenlere diyeyim ki "o seni gönderen yavşağa söyle, iki ayda bu siteyi anca ebesinin amına benzetti, hala toparlamaya uğraşıyom. Bi de referans gösteriyor ammmcık. Cık cık cık. Esef et ona, hatta sen de siktir git hadi, hadi leeen". Sonra sitireeeet dedim. Bebe ilen bebe olma.

Yoksa koyayım mı lan? Şeklinde böyle gidip geliriken bi de baktım Ukrayn-siki cipiarese rağmen yılmayıp vazgeçmeyip indirekoduğumunun programı, tam 7 gün 14 saat sonra bugün öğle sularında tamamlanarak beni gözyaşlarına boğmuş-masın mı? Way beee. Derken, çalışması için 180 megaabaytlık başka bir programa ihtiyaç duyduğunu fark ettim. Sildim gözümün yaşını. Onu indirekodum bu sefer. İndireyazıyor halen, "Allahtan başka" bi mani gelmezse 16 saate bitecek.

Sonra bahçeye dalayım dedim. Daldım da netekim. Bahçenin bellenmesi gerekiyor mart ayı içinde. E bugün de martın biri, içindeyiz yani çemberin. Aldım beli daldım bahçaya, yarım saat sonra tel çaldı. Soluk soluğa "Alooohh", "Ne o be, seks ortasında mı yakaladım seniii" dedi telefondaki (kimliği sizi ilgilendirmeyen) ses. "Sayılır, kadın bulamadım teyemmüm yapıyom". O ne be dedi telefondaki (kimliği sizi ilgilendirmeyen) ses. Dedim "toprağa sürtüyorum," ahahah, şeklinde günlük dini ve vicccdani değerlere saldırı dozumu da aldıktan sonra telefonu kapattım yüzüne. Bu beni günaha soktuğun içindi kaltaaak… Gerçi karı kristiyan annamamıştır teyemmümün noolduğunu, haluk kafayı sıyırdı sanmıştır. Olsun, peşin fikirli kaltaaak. Telefonu dut ağacına çarptım, aha bu da arkamdan deli diye konuştuğun içindi.

Aslında bugün sizlere homo-sovyetus'dan bahsetmek istiyordum. Ama iflahım sikildi; başka gün kısmetse. Bahçe mi? Bitti sayılır, 20 metre karesini belledim çapaladım; kaldı 980… O da biter ya.

giorgio gianbonetti’nin haçlı seferi varsa garibin dili var, yalar

Kahverengi bir bebek dünyaya getirdim az önce, 3 metreden batağa çakıldı… Sonra gittim tost makinesini kabız ettim, kapasitesinden irice dilimlediğim ekmeklerle. Çıkarmakta zorlanan tost makinesi olmadı, yine ben oldum ne hikmetse... Ekmekler perişan.

DNS sorunu yüzünden 3 gündür internete bağlanamıyordum, mailler birikmiş. Onları indireyazdım, indireyazarken hotmail'i açakoydum (cipiares yüzünden her şey sonekli sürekli geçmiş zaman).

Devam et durma, aow yeah!!!...

in god we trust, everyone else pays cash

"Makul kişisi kendisini dünyaya adapte ederken mantıksız kişisi dünyayı kendisine adaptırmaya kastırır; o nedenle her türlü ilerleme mantıksız kişisine bağlıdır" (the reasonable man adapts himself to the world; the unreasonable one persists in trying to adapt the world to himself. therefore, all progress depends on the unreasonable man) - George Bernard Shaw Devam et durma, aow yeah!!!...