Minik Ateist

Hayat Adamı Yontuyor

Bazen hayatın çok kolay bir şey olduğunu düşünüp rehavete düştüğümüz oluyor. Hatta bazılarımız için o rehavet bir yaşam biçimi oluveriyor. O diziler, o gazete haberleri, o internet siteleri, o dergiler, o video oyunları, bütün bunların yarattığı o sahte gündem... Gerçek hayatlarımızın yerini alıyor. Öyle ki hepimiz, yavaş yavaş, peyder pey, hiç hissettirmeden yok olup, yerimizi üç otuz genel kültürüyle senaryo yazmaya soyunmuş dallama holivud senaristlerinin kokain kafasıyla uydurduğu yalancı kahramanlara bırakıyoruz. Hello My Child, step forward! Ve kahraman sağdan girer...[more]

Unutulan, kendi hayatımızın kahramanı değil, senaristi olduğumuz, her birimizin bu dünyada “özgün” bir hikaye yazma hakkına sahip olduğumuzdur. Bizi sokmaya çalıştıkları kalıplara girmeme, kendi kaderimizi kendimiz tayin etme hakkına sahibiz...

Çoğu insan hayata dair herhangi bir fikre sahip olamadan ölüp gidiyor. Neden? Onlar hayatı kendilerine sunulduğu şekliyle tanıyor, öyle kabulleniyorlar... Allahım sen bilirsin yarabbim... Düşünsene, diyelim ki büyük deden, büyük dedenin tüm o batıl inançlarını dedene aktarmış... Deden de tüm o batıl inançları sorgulamayıp kabullenmiş, babana aktarmış. Baban da sana... Yani, bir ömür ortalama 70 yıldan, üç çarpı yetmiş, 210 yıl öncesinin bilgileriyle donanmışsın. Hatta, geriye doğru işletirsek, belki 1000, belki 1400 yıl öncesinin bilgileriyle. Cinlere inanmıyorsun, göze görünmedikleri, ele gelmedikleri için. Perilere inanmıyorsun. Noel Babaya inanmıyorsun... Çünkü var olduklarına dair hiçbir somut delil yok. Sana göre ağaca çaput bağlayan, fala büyüye inanan mal... Oysa tanrıya inanıyorsun. Baban kefil çünkü... Yalnız değilsin, herkes inanıyor. Onlar da inanıyorlar.

Onlar sanıyorlar ki bir tanrı var... Daha da önemlisi, sanıyorlar ki tanrının ahlak anlayışı onların “ölümlü” ahlaki değerleriyle birebir örtüşüyor. Onlar sanıyorlar ki (faraza) tanrı, tanrı olsa, tanrı banko George Lucas gibi bir yönetmen olurdu, “predictable”, ya da “当たり前”, yani, nasıl diyorsunuz siz Türkler: kestirilebilir, tahmin edilebilir, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir... Tanrının bir Tarantino, bir Guy Ritchie olma ihtimalini dikkate almıyorlar. Belki tanrı sağ gösterip sol vurmayı seviyor?

Onlar sanıyorlar ki tanrı kusursuz, mükemmel... Tanrının bir eroinman olma ihtimalinden bahsetmiyorlar bile. Hatta, tanrının hem eroinman hem overdose eylemiş ölü bir eroinman olma ihtimalinden de...

Peki ya tanrının psikolojik sorunları varsa? Hey, dostum, bana bozulma. Tanrıya inanıyorsan, tanrının bir psikolojisi, dolayısıyla psikolojik sorunları olabileceğine de inanmalısın... Haksız mıyım? Peki ya tanrı yalnızlıktan kafayı sıyırmışsa? Öyle ya, tanrının eşi yok... Çok hazin. Düşünsene, alemlerin rabbi, zamanın başlangıcından beri abazan. Hehe, o denli abazanlık bir miktar psikolojik sorun yapar elbet...

Peki, ya tanrı gözü yaşlı bir kız çocuğuysa? Belki anne tanrı, baba tanrı, abi tanrı vs. vardır... Onların yarattıkları, kendilerine özgü alemleri vardır. Bizim yaşadığımız da ailenin küçük kızının “alemidir”. Belki hepimiz bir çamurdan pasta içerisinde yaşıyoruzdur. Hatta daha da kötüsü:

Belki de bu tanrının ilk yaratma denemesiydi...

Öyle ya, ne yaptığını bilen bir tanrının yarattığı dünyada yaşıyor olsak, bu kadar boktan bir dünyada mı yaşıyor olurduk? Ben tanrı olsam, işte bu ölümlü halimle yani, bu ölümlü halimle bile, bundan en az elli kat daha düzgün bir dünya yaratabilirdim. Mümin, tanrına sağlanan imkanların yarısını bana ver, sana elli kat daha yaşanır bir dünya yaratmazsam terbiyesiz bir rabbim. İspatlayabilirim.

Tüm sigaraları eski kısa camel tadında üretirdim mesela, ama kısa samsun fiyatına. Kanser diye bir hastalık da olmazdı, sigaranın hiçbir zararı da...

Otuz dakika orgazm domuzlara değil, insan oğlu insana mahsus olurdu. Günde beş vakit namaz yerine, günde beş vakit seks yapardın bana ulaşmak için...

Ve her sevişmen ilk sevişmen gibi olurdu ve herkesin kendine özgü bir “ruh ikizi”. Deneme yanılmayla da bulmazdın ruh eşini, ikiniz beraber, yanılmadan denerdiniz her şeyi.

On sekiz yaşında zört diye vücuda gelirdin, zamanın sonuna kadar on sekiz yaşında kalırdın en dinç halinle. Anan olmazdı, baban olmazdı, ölmezlerdi, arkalarından ağlamazdın.

Saçların beyazlamazdı, dökülmezdi; cildin kırışmaz, memelerin pörsümezdi. Ne ölüm olurdu, ne ölüm korkusu. Sonsuza kadar mutlu bir hayat yaşamanı “temin ederdim”. Tanrıyım ya ben, her şeye gücüm yeter ya, yapardım.

Savaş olmazdı, cinayet de, hepinizi kendi suretimden yarattıysam şayet... Ve benim suretimdenseniz, benle eşitsinizdir, arada rakı sofralarınıza inerdim, sizinle iki tek atardım... Biriz ya biz, hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için ya... Karrrdeşim, öpüciiiim, ben de senin kadar sarhoş gezerdim.

Üçüncü dünya ülkelerinde doğdular diye, beyinlerini asfalta açmazdı kız çocukları. Şeker de yiyebilsinler diye, zülfüyü şeker bakanı yapardım.

Kısacası, ben tanrı olsam, cehennem olmazdı. Çünkü kendi yarattığım, içerisine kendi yazdığım kaderi yüklediğim bir varlığı cehennemde yakmak için bayaa bayaa sadist olmam lazım.

Kısacası, bazen hayatın çok kolay bir şey olduğunu düşünüp rehavete düştüğümüz oluyor. Bir tanrının olmayabileceği, belki de tek tanrının biz olduğumuz ihtimalini tümden görmezden gelip, bu evrende bize tanınan ortalama 70 yıllık şansın anasını sikip, mal gelip mal gittiğimiz oluyor... Çok oluyor.

Hayat adamı yontuyor derdi Özgür, hala da der...

Turan Dursun Kimdir?

Turan Dursun 1934 yılında doğmuş, gariban bir ailenin çocuğu. 8 kardeşler. Babaları imam. Yani din adamlığı Turan Dursun için bir “baba mesleği”. Aileden akide sahibi kendisi. Wikipedia’ya göre babasının en büyük arzusu, oğlu Turan Dursun’un Basra’da ya da Küfe’de bulunan din alimlerinden daha alim olmasıymış. Gerçekten de Turan Dursun (babasının da yönlendirmesiyle), çocukluğundan itibaren dine, ilahiyata ve İslamiyet’e karşı büyük ilgi sahibi olmuş. Hayatını İslamiyet’i araştırmaya adamış bir kimse. Görelim bakalım araştırmaları Turan Dursun’u nereye götürmüş.[more]

İmam babası, oğlunun ilim sahibi olabilmesi için onu öncelikle yatılı din okullarına, kuran kurslarına ve önde gelen hocaların yanına eğitime gönderir. Turan Dursun din eğitimi konusunu o kadar ciddiye alır ki, hocalarından birinin kendisine eğitim vermek için talep ettiği 100 TL’yi ödeyebilmek için hacı yağı satacak, bir taraftan da hocalık yapacaktır… Kendisine eğitim vermek karşılığında 100 TL talep eden şahıs daha sonra Ankara’da müftü olacaktır...

Turan Dursun hiçbir akademik vasfa sahip değildir. İlkokulu bile bitirmemiştir –babası göndermemiş, ama askerliği bitirene kadar Türkçe, Çerkezce ve –baba mesleği sayesinde, Arapça öğrenmiştir (Kürtçe anadilidir). Ayrıca antropoloji ile de yakından ilgilenir.

Turan Dursun din adamlığı görevine resmen Tarsus’un Baltalı köyünde imam olarak başladığında daha askerliğini bile yapmamıştı. Askerlik hizmetinden sonra İstanbul’da İsmailağa cemaatininki de dahil birkaç medresede hocalık yaptı. O yıllarda müftü olabilmek için en az ilkokul mezunu olmak gerekiyordu. Turan Dursun ilkokulu dışarıdan bitirdi ve Tekirdağ’da müftü yardımcılığına başladı. Daha sonra (tam olarak 1958 yılından 1966 yılına kadar) Türkiye’nin çeşitli yerlerinde müftülük yaptı.

Müftülük yıllarında yaptıkları pek çok Türk aydınının tüylerini diken diken edebilecek, üç kuruş aklı olan her Türk’ün göğsünü kabartacak, bu garibe “Turan Dursun Türk’lerin Martin Luther’idir” dedirtecek cinstendi. Laf kalabalığı yapmayalım, hakikatlerle anlatalım:

  • Ehli islama Sivas’ın tüm köylerine ellişer ağaç dikilmesini telkin edip, her köye ellişer ağaç diktirmek,
  • Müftülük lojmanından vazgeçip yerine göğüs hastalıkları hastanesi inşa ettirmek,
  • Hastanenin inşasında finansman olarak kullanılmak üzere köylerden ve kasabalardan buğday toplamak,
  • İmamlara eğitimler düzenlemek (yıl 1960lar dikkat ediniz, henüz “eğitim” olayı bugünkü kadar yaygın değil), konferanslar düzenlemek, Milli Eğitim’den imamlara diploma verilmesini sağlamak, imam yetiştirme kursları açtırmak, imamların Mustafa Kemal Atatürk büstüne çiçek koymasını sağlamak, askeriyeden imamlara karavana dağıttırmak (kendisi Atatürk büstüne çelenk koyduran ilk müftü olarak tarihe geçmiş),
  • Sivas’ın hazar köyüne baraj yapılması için çalışmalarda bulunmak...

Turan Dursun müftülük yıllarında İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik’i kendi kaynaklarından araştıracak, kıyaslamalı olarak analiz edecek ve bu araştırmaları sırasında da kafasında binlerce soru işareti oluşacaktı. Turan Dursun, tanrıya ulaşmak adına araştırmalarını sürdürürken, kat ettiği yolda öğrendikleri onu tanrıya yaklaştırmak yerine, tanrıdan büsbütün uzaklaştıracaktı.

İlk olarak İslamiyet’te anlatılan hikayelerin Hıristiyanlık ve Yahudilik’te anlatılanlara ne kadar benzediğini fark etti. Daha sonra –biraz daha araştırıp, tüm o hikayelerin temelinde Sümer mitlerinin yattığını anladı. Sonra hadislerle kuranı kerim’in ayetlerini bir kronolojik sıraya koyarak, hangi ayetlerin, hangi olaylardan sonra “indiğini” araştırdı, ortaya koydu ve anladı ki hadisler hep Muhammed’in ihtiyaç duyduğu anlarda, Muhammed’in ihtiyaç duyduğu konularda iniyor… Turan Dursun’un içine ateş, aklına kurt düştü: acep Muhammed tüm bunları kendisi uydurmuş olamaz mı? Turan Dursun tüm bu araştırmalarında edindiği bilgiler neticesinde müftülük görevinden istifa etmeyi uygun buldu, zira inancını kaybetmişti...

Turan Dursun daha sonra TRT’de çalışmaya başladı. Önceleri ambar görevlisi vs. olarak, prodüktörlük sınavını kazandıktan sonraysa yapımcı olarak. 1982 yılına kadar pek çok yapıma imza attı; benim kuşağın kolaylıkla hatırlayacağı “Akşama Doğru” programı da bunlardan birisiydi. Turan Dursun 1982’de TRT’den emekli oldu. Emekliliğinden sonra çeşitli dergilerde yazılar yazdı (artık bir din adamı değil, din karşıtı bir kişi olarak). Bu arada pek çok kitap yazdı, ancak bastıracak fırsatı olmadı. 1990 yılında bir grup İslami terörist Turan Dursun’un susturulması gerektiğine kanaat getirdi, kalem kırdı ve kancıklar Turan Dursun’u katlederek susturdular. Turan Dursun ilk kitabının ilk baskısını bile göremedi… Fikirleriyse bugün bizleri aydınlatmaya devam ediyor...

Turan Dursun’un sahih hadislerle (yani tüm Müslümanların yüzde yüz güvenilir kabul ettiği teyit edilmiş, güvenilir, doğruluğu tartışılmayan hadislerle) oluşturduğu İslam tarihçesinin üzerine surelerin iniş tarihlerini örtüştürüp yarattığı detaylı İslam kronolojisi, İslamiyet’le ilgili tüyler ürperten pek çok gerçeği ortaya “BİLİMSEL YÖNTEMLERLE” koyuyor. Resmi bir ilkokul eğitimine bile sahip olmadan (ilkokulu, ortaokulu ve –neredeyse, liseyi, dışarıdan bitiren) bilimsel bakış açısına sahip olan bir din adamının, dini araştırırken bulguları karşısında dinden imandan çıkışına tanık olmak isterseniz, mutlaka Turan Dursun’un kitaplarını okuyun.

Turan Dursun’u tanıdıktan sonra şu sorulara cevap verebileceksiniz:

  • Alemlerin rabbi kendi kutsal kitabında (Kuran-ı Kerim’de) matematik hatası yapmış mıdır?
  • Muhammed’in eşi Ayşe’nin bir gecelik kaçamağı üzerine (Muhammed’in gözdesi Ayşe’yi kurtarmak için) zinayla ilgili bir dizi ayet inmiş midir?
  • Muhammed 6 yaşında kız çocuğuyla (Ayşe’yle) evlenip (3 yıl sonra) 9 yaşındaki kız çocuğu ile (cinsel anlamda) birlikte olmuş mudur?
  • Dinde zorlama var mıdır yok mudur?
  • Her yönüyle doğru kabul edilen Kuran-ı Kerim’de yer alan ayetler birbiri ile çelişir mi çelişmez mi?
  • Kuran-ı Kerim gerçekten de sarih (yani anlaşılır) bir metin midir? İslam’ın tanrı ile kul arasına aracı koymayan tek din olduğu iddiası doğru mudur?
  • Araplar müslüman olmayı reddeden 80 bin Türk’ü kılıçtan geçirmiş midir geçirmemiş midir? Türkler iddia edildiği gibi gönüllü olarak mı yoksa canları tehlikede olduğu için mi müslüman olmuştur?
  • İslam, diğer “kutsal” kitaplar ve Sümer mitlerinden yola çıkılarak, Muhammed’in çıkarları doğrultusunda şekillendirilmiş bir “hikaye” midir değil midir?
  • Kuran-ı Kerim bizzat Muhammed tarafından uydurulmuş olabilir mi?
  • Muhammed bizzat (en az) bir cinayet için azmettiricilik yapmış, (sahih hadislere göre) "bu yahudiyi benim için kim öldürecek?" diye müslümanları cinayete teşvik etmiş olabilir mi? Muhammedin bu yönlendirmesi sonucunda uykusunda kahpece katledilen yahudi kimdir?

Eğer kitaplarına para harcamadan önce tezlerine bir göz gezdireyim derseniz, kendisinin (hayranları tarafından oluşturulan) internet sitesi: www.turandursun.com’dur. Bu site sanıyorum halen Türkiye’de yasaklıdır… Ancak youtube'da sittiri boktan videoları seyretmek için harcadığınız çabayı, bu siteyi görüntülemek için de harcamanızı ve bu adamın fikirlerini (katılmasanız bile) mutlaka okuyup anlamanızı önemle rica ediyorum. Bu sitedeki soruları cevaplayamadan körü körüne Müslüman olan herkesin iki eli kandadır.

Türksen Öğün, Değilsen İtaat Et

Selamın Aleyküm… Selam dediğinin normalde insanın içini ısıtması gerekir. Karşındakiyle iletişimin ilk adımıdır ya selam; gönül fethedici bir tarafının olması zorunludur. Hoşa gitmelidir. Buzları kırmalıdır. Yakınlaştırmalıdır. Ama bu “selamın aleyküm” lafı, bu Arapça laf, hele de benim üzerimde hiç de o etkiyi yapmıyor. Bir misyoner selamıdır selamın aleyküm…

Misyoner selamıdır, çünkü bu selamı verenler alt metinde sizi hidayete davet etmektedir. Aynı dilde karşılık beklerler. Onlar ermiştir, onların tanrısı tanrı, onların yaşam tarzı doğrudur da sizinki mantardır. Siz zaten malsınızdır. Sizin kendi aklınız yoktur, onların vereceği akla muhtaçsınızdır.

Eğitimleri içler acısıdır. Belki ilkokul, belki ortaokul, belki zoraki lise mezunudur adamımız. Ama “selamın aleyküm” der ve o selamı Arapça almazsan ortam buza keser. Bozulur. Kızar: “Neden Allahın selamını almıyorsun? Neden almıyor? Neden almıyor olabilir? Neden almıyor olabilir? Acaba Müslüman değil mi? Hıristiyan, Budist, Yezidi ya da Yahudi mi? Gavur mu yani? Katli vacip mi şimdi bunun? Yoksa ateist mi? Ateistse hidayete davet etmek lazım… Yoksa Müslüman ama laik mi? Laik Müslüman mı olur lan? Allahın selamını almayan Müslüman olur mu?”, benzeri bir ton şey geçer o ufacık aklından. Gayet bozuk siktir olur gider…

Benzer bir durum da dışarıdan gelenin, yani ilk selam vermesi gerekenin siz olmanız durumunda yaşanır. Diyelim ki bir taksiye binersiniz, “merhaba” dersiniz.  Cevap: “aleyküm selam”… Selamın aleyküm de değil, aleyküm selam. Şimdi, ben Arapça bilmem, öğrenmek gibi bir niyetim de hiç olmadı (Araplar Türkçe öğrensin bana ne) ama aleyküm selam denilebilmesi için öncelikle birinin selam demiş olması gerekmez mi? Aleyküm merhabaaaa dese yine bir derece. Ama aleyküm selam! Üstelik de söyledikten sonra aynadan şöyle bir keser. Kıtır atıyor ya, bakalım sineye çekecek miyiz?

Standart cevap: “Pardon Arapça bişi mi söylediniz anlamadım. Ben Arapça bilmem” şeklinde provoke etmek olmalıdır. Provoke edeceksin ki dökülsün inciler. Yoksa yol boyu o seni iğneleyecek, sen onu iğneleyeceksin. İcabında koltuğun altından çıkaracağı levyeyi basit bir aikido hareketiyle elinden alıp boğazına sokman gerekecek. O yüzden, şimdiden, “yol yakınken” olayı patlatmakta fayda var. Her ne olacaksa hemen şu an, daha taksimetre bişi yazmadan olsun. Çünkü şu anda ya o eğilecek ve efendilik öğrenecek, Türk yurdunda Türk’e Türkçe selam vermesini öğrenecek, ya da ineceğim taksiden ki bu zihniyetteki densizlere tek bir kuruşum gitmesin, levye boğaza girmesin, gereksiz karakolluk olmayalım. Hayır, çünkü bu fetocuların emniyette de uzantısı var… Devlet laik değil ki artık.

Üstelik bunlar lafa geldi mi Türk’tür… Arap emperyalizminin uşağı, toplumun her kademesinde Arapça selamlaşılmasını, insanın tanrısıyla arasındaki en mahrem iletişimi olan duaların bile Arapça edilmesini savunan bu geri zekalı, lafa geldi mi Türk’tür. Arap emperyalizminin işbirlikçisi bu vatan haini, kendini Türk sanır.

Türk’ün ilk ve orijinal dini, Gök Tanrı Dinidir. Gök Tanrı Dini şamanizme benzer bir inançtır. Zırvalığın da daniskasıdır. Batıldır elbette, ama sapına kadar Türk’tür. Ama bugünün Türkiye’sinde, kıçınızı da yırtsanız kafakağıdınızın Din hanesine Gök Tanrı Dini yazdıramayacağınızı biliyor muydunuz? İnancınızın bir şekilde bir kurum tarafından akredite edilmiş olması gerekiyor ki nüfus kayıtlarına geçirilebilsin. Onu geçtim, her hangi kurumsa o inançları akredite eden, işte o kurum, Gök Tanrı Dinini din olarak kabul etmiyor. Bence ilginç. Türk’ün dininin Türkiye Cumhuriyeti’nde kabul görmemesi bence çok ilginç. Türk’ün tanrısıyla Arapça konuşmak zorunda kalması, Türk’ün kendi arasında bile Arapça selamlaşması bence çok, çok ilginç. Ayrıca onursuzluk... Türk’ün boyunduruk altında yaşadığının en güzel göstergesi. Bana kalsa, Tanrı Türkçe öğrensin.

Hadi selamın aleyküm…

NOT: Evet canım, evet. En faşist günümdeyim. Beşiktaş'ta vergisini Türklerin ödediği belediye alanlarını parselleyip Türk'e fahiş fiyatla karbonatlı çay satan Kürt çaycıların hepsini diri diri yakacak kadar faşistim bu gün... Bir soykırım da benim yapasım var. Nihal Atsız, Hitler ve ben oturup cehennem ateşinde semaver kaynatasım var.

On Emir - Corc Karlin (Türkçesi)

Click here for English version


"George Carlin'in On Emir Yorumu koparıcı. Diyalektiği titretip, materyalisti kendine getirip taassubu algının kapılarından geçirmeyerek eşikte ırzına geçiyor" - Nev York Taymz
"Dayıoğlunu pıçakladım ben bunun yüzünden" - Kör Saim
"George, anamı da al git burdan" - RTE


On Emire itirazım var. Şöyle ki: neden on? Onuna birden gerek yok. Bence emirler listesi, on emir elde edebilmek için kasten ve suni olarak  şişirilmiş. Bu liste bariz olarak “vatkalı” bir liste. Bakın şöyle oldu:

[more]

Beş bin yıl kadar önce bir grup dinci sahtekar toplanıp insanları hizaya sokup kontrol altında tutmanın bir yolunu buldu. İnsanların esasen salak olduklarını ve kendilerine söylenen her şeye inanacaklarını biliyorlardı. Böylece bu adamlar Tanrının, bizzat Tanrının, herkes tarafından dikkate alınıp uygulanmasını istediği bir listeyi kendilerine verdiğini duyurdular. Her şey bir dağın tepesinde, etrafta hiç kimsecikler yokken olup bitmişti, dolayısıyla başka gören de yoktu.

Peki size bir şey soracağım: bu adamlar bir çadır içerisinde oturmuş bütün bunları uydururken neden on sayısını tercih ettiler? Neden on? Neden dokuz ya da on bir değil? Nedenini de izah edeyim: çünkü on kulağa önemli gibi geliyor. On kulağa resmi geliyor. Eğer on bir deselerdi insanların onları ciddiye almayacağını biliyorlardı: “Ne? On bir emir mi? Siktir git lan. Sen dalga mı geçiyorsun benimle”? Ama on! On kulağa önemli gibi geliyor. Onluk düzen ona dayalıdır. Bir deste on adetten oluşur. On psikolojik olarak tatmin edici bir sayıdır: top ten (en iyi on), en istenen on, en iyi on giyim gibi… Yani emirlerin on adet olması tamamen bir pazarlama kararıydı. Ayrıca (on emir) bariz bir yalan listesi. Tirajının yüksek olması için kasten şişirilmiş siyasi bir belge. Gelin size emirlerin sayısını azaltarak nasıl daha mantıklı ve gerçekçi bir liste oluşturabileceğimizi göstereyim.

İlk üç emirden başlayacağız ve on emirin Roman-Katolik versiyonunu kullanacağım çünkü ben çocukken zorla kafama sokulan versiyon buydu.

Ben Rab’bim, senin Tanrın. Karşımda başka ilahların olmayacak. Rab’bin ismini boş yere ağzına almayacaksın. Sebt gününü takdis edeceksin.

Evet. Daha konuya girer girmez apaçık görülüyor ki ilk üç emir küllüm yalan. Sebt günleri, Rab’bin adı, başka ilahlar, ürkütücü bir dil… Primitif insanı korkutup kontrol altına almak için düşünülmüş ürkütücü bir dil. Bu türden batıl zırvalıkların 21. Yüzyılın entelektüel ve medeni insanının hayatında geçerliliği kesinlikle olamaz. O zaman ilk üç emri atıyoruz gitsin ve elde var yedi.

Babana ve anana hürmet edeceksin.

Bu emir itaat ve otoriteye saygı göstermeyle ilgili. Bir başka deyişle bu emrin amacı insanları kolayından kontrol altına alabilmek. Gerçek şu ki itaat ve saygı durduk yerde verilen şeyler değildir. Kazanılmaları gerekir. İtaat ve saygı ebeveynin ya da saygı duyulacak birey her kimse onun performansına bağlı olmalıdır. Kimi ebeveyn saygıyı hak ederken pek çok ebeveyn hak etmez. Nokta. Kaldı altı.

Şimdi, her ne kadar mantık dinin anlayıp kabullenmekte zorlandığı bir husus olsa da, ben mantıklı davranacağım ve zaman kazanmak için listede bazı atlamalar yapacağım.

Çalmayacaksın. Yalan şahadet etmeyeceksin.

Çalmak ve yalancılık. Biraz düşünürseniz göreceksiniz ki bu iki emir aslında aynı davranış türünden bahsediyor: ahlaksızlık. Hırsızlık ve yalancılık! Yani ikisine birden ihtiyacımız yok. Onun yerine bunları tek bir emirde birleştirerek özetle “ahlaksızlık yapmayacaksın” deriz ve hooop, beş emir kaldı.

Bu arada emirleri birleştirmeye başlamışken, birlikte olması gereken iki emir daha var:

Zina etmeyeceksin” ve “Komşunun karısına göz koymayacaksın”.

Yine bu iki emir de aynı davranış türünü yasaklıyorlar ki bu sefer yasaklanan evlilik yuvasına sadakatsizlik. Bunlar arasındaki fark göz koyma olayının beyinde olup bitmesi. Ve ben insanlara başkalarının karısıyla ilgili fanteziler kurmayı yasaklamamanız gerektiğini düşünüyorum. Öyle ya yasakladık diyelim, adam çavuşu tokatlarken ne düşünecek peki? Ama evlilik yuvasına sadakat mantıklı bir fikir. O yüzden bu fikri tutalım ve diyelim ki “sadakatsizlik yapmayacaksın” ve birden bire dörde düştük.

Ve tekrar düşündüğümüzde fark ederiz ki dürüstlük ve iffet de aslında aynı genel değerin bileşenleridir. Yani aslına bakarsanız dürüstlükle ilgili iki emir ile sadakatle ilgili iki emri de birleştirip olumsuz ifade yerine olumlu ifade kullanmak suretiyle “her zaman dürüst ve sadık olacaksın” diyebiliriz. Böylece elimizde üç emir kalıyor.

Komşunun malına mülküne göz koymayacaksın/imrenmeyeceksin.

İşte bu düpedüz aptallık. Ekonomi, komşularımızın malına mülküne imrenmemiz sayesinde ayakta duruyor. Komşu şarkı söyleyen bir vibratör aldığında aynısından bir tane de siz edinmek istersiniz. İmrenme anlamındaki göz koyma istihdam yaratır. İmrenmeye dokunmayın. İmrenmeyle ilgili bu emri de çıkarttığımızda geriye iki emir kalmıştır: birleştirip kapsamını genişlettiğimiz sadakat emri ile henüz bahsetmemiş olduğumuz bir diğer emir:

Öldürmeyeceksin.

Beşinci emirle yasaklanan cinayet. Ancak biraz düşünürsek, aslında din hiçbir zaman cinayeti kabullenmekte sorun yaşamamıştır ki. Hem de hiç! Tarihte tanrı adına öldürülenlerin sayısı tüm diğer nedenlerle öldürülenlerin sayısından çok daha fazladır. Birkaç örnek vermek gerekirse: İrlanda tarihini düşünün, Orta Doğuyu, Haçlı Seferlerini, Engizisyon mahkemelerini, Amerika’daki kürtaj cerrahı cinayetlerini düşünün. Ve evet, lafı ağzımdan aldınız: Dünya Ticaret Merkezini düşünün ve dindar kesimin “öldürmeyeceksin” emrini ne kadar ciddiye aldığını göreceksiniz. Çok açık ortada ki dindar kesim için, özellikle de katı dindarlar için cinayet pazarlığa açık bir husus. Bu konu sadece öldürenin kim öldürülenin kim olduğuna bağlı. Ve işte tüm bunlar ışığında dostlar, sizlere tarafımdan revize edilmiş iki emir listesini sunuyorum:

Birinci Emir: her zaman –ve özellikle de kukuyu kimden alıyorsan ona karşı, dürüst ve sadık olacaksın; ve
İkinci Emir: karşındakinin senin tapındığın görünmez yaratıktan farklı bir görünmez yaratığa tapınıyor olması durumu hariç; kimseyi öldürmemeye gayret edeceksin.

Bu kadarı yeter de artar bile dostlar. Musa emirleri dağdan indirirken cebinde bile taşıyabilirdi. Ve eğer böyle bir listemiz olsaydı işte o zaman o “zeki” Alabama yargıcının kamusal alanda duvarda kalıcı olarak sergilemesine de aldırmazdım. Elbette ek bir emir daha yazdırması kaydıyla: “kendi dinini kendine saklayacaksın”.

Meraklısına: http://www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

On Emir - Corc Karlin (Ten Commandments by George Carlin)

I have a problem with the Ten Commandments. Here it is: why are they ten? We don’t need ten. I think the list of commandments was deliberately and artificially inflated to get it up to ten. It’s clearly “a padded list”. Here is how it happened:

About five thousand years ago, bunch of religious hustlers got together to figure out how they could control people and keep them in line. They knew that people are basically stupid and would believe anything they were told. So these guys announced that God, God personally, had given one of them a list of ten commandments that he wanted everyone to follow. They claimed that the whole thing took place on a mountain top, where no one else was around.
[more]

But let me ask you something: when these guys were sitting in a tent making all this stuff up why did they pick ten? Why ten? Why not nine or eleven? I’ll tell you why. Because ten sounds important. Ten sounds official. They knew if they tried eleven people wouldn’t take them seriously. What’re you kidding me? Eleven commandments, get the fuck out of here. But ten! Ten sounds important. Ten is the basis for the decimal system. It’s a decade. It’s psychologically satisfying number: top ten, ten most wanted, ten best dress… So deciding on ten commandments was clearly a marketing decision. And it’s obviously a bullshit list. It’s a political document, artificially inflated to sell better. I’m gonna show you how you can reduce the number of commandments and come up with a list that is a little more logical and realistic.

We’ll start with the first three and I’ll use the Roman-Catholic version because those are the ones I was fed when I was a little boy.

I am the Lord thy God. Thou shalt have no strange gods before me. Thou shalt not take the name of the Lord in vain. Thou shalt keep holly the Sabbath.


OK. Right off the bat, first three commandments are pure bullshit. Sabbath days, Lords name, strange gods, spooky language… Spooky language that is designed to scare and control primitive people. In no way do superstitious  mumbo-jumbo like this apply to the lives of intelligent and civilized humans in the 21st century. So throw out the first three commandments and you’re down to seven.
Honor thy father and mother.

This commandment is about obedience and respect for authority. In other words, it is simply devised for controlling people. The truth is obedience and respect should not be granted automatically. They should be earned. They should be based on the parents’ or the authority figure’s performance. Some parents deserve respect but most of them don’t. Period. We’re down to six.

Now, in the interest of logic, something religion has a very hard time with, I’m gonna skip around the list a little bit.
Thou shalt not steal. Thou shalt not bear false witness.

Stealing and lying. Actually when you think about it these two commandments cover the same sort of behavior: dishonesty. Stealing and lying! So we don’t need two of them. Instead we can combine these two and call it “thou shalt not be dishonest” and suddenly we’re down to five.

And as long as we’re combining commandments, I have two others that belong together:

“Thou shalt not commit adultery” and “Thou shalt not covet thy neighbor’s wife”.

Once again, these two prohibit the same sort of behavior, which is in this case marital infidelity. Difference between them is that coveting takes place in mind. And I don’t think you should outlaw fantasizing about someone else’s wife. Otherwise what’s the guy gonna think about when he’s flogging his dong? But marital fidelity is a good idea. So I suggest that we keep the idea and call this commandment “thou shalt not be unfaithful” and suddenly we’re down to four.

And when you think about it further, honesty and fidelity are actually part of the same overall value. So in truth we could combine the two honesty commandments with the two fidelity commandments and –using positive language instead of negative, call the whole thing “thou shalt always be honest and faithful”. And now we’re down to three.
Thou shalt not covet thy neighbor’s goods.

This one is just plain stupid. Coveting your neighbor’s goods is what keeps the economy going. Your neighbor gets a vibrator that plays "oh come all yee faithful" you wanna get one too. Coveting creates jobs. Leave it alone. You throw out coveting and your left with two now. The big combined honesty fidelity commandment and the one we haven’t mentioned yet:
Thou shalt not kill.

Murder, the fifth commandment. But if you give it a little thought you realize that religion has never really had a problem with murder. Not really! More people have been killed in the name of god than for any other reason. To cite a few examples, think about Irish history, the Middle East, the Crusades, the Inquisitions, our own abortion doctors killings and yes, that’s right, the World Trade Center, and you’ll see how seriously religious people take thou shalt not kill. Apparently to religious folks, especially the devout, murder is negotiable. It just depends on who’s doing the killing and whose getting killed. And so with all this in mind folks I offer you my revised list of the two commandments:

First: thou shalt always be honest and faithful, especially to the provider of thy nookie;

And second: thou shalt try really hard not to kill anyone unless off course they pray to a different invisible avenger than the one you pray to.

Two is all you need folks. Moses could have carried them down the hill in his fuckin’ pocket. And if we had a list like that, I wouldn’t mind that brilliant judge in Alabama displaying it permanently in his courthouse lobby as long as he included one additional commandment: “thou shalt keep thy religion to thyself”.

Meraklısına: www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

40 Years in Comedy II - George Carlin

Evet dostlar, söz yalana geldiğinde, hem de yalanın kuyruklusuna böyle; yalan vaatlerin ve abartılmış iddiaların gelmiş geçmiş en büyük ağır-siklet şampiyonu önünde hepimiz saygıyla eğilmeliyiz: dinden bahsediyorum. Kurumsal dinden. Rakipsizdir… Apaçık, aşikar, gelmiş geçmiş en büyük uydurma hikaye dine ait. Düşünün bir kere. Din insanları gökyüzünde yaşayan görünmez bir adamın varlığına inandırdı. Bu adam her gün her dakika her yaptığınızı seyrediyor. Ve görünmez adamın gönderdiği 10 kalemlik bir liste var; yapmanızı istemediği şeylerin listesi. Ve eğer bunlardan herhangi birini yaparsanız sizi sonsuza değin ateşler dumanlar arasında yanacağınız, işkence göreceğiniz ve zamanın sonuna kadar çığlık çığlığa acı çekeceğiniz özel bir yere gönderecek… Ama sizi seviyor. Sizi seviyor…

Sizi seviyoooor ve paraya ihtiyacı var. Sürekli paraya ihtiyacı var. O rahman, rahim, onun gücü her şeye yeter, ama işte sadece para tutmayı beceremiyor… Din her yıl milyarlarca milyarlarca dolar kazanç sağlıyor, vergi de vermiyor ama her nedense sürekli paraya ihtiyaçları var. Bu çoook karlı bir dolap... Ah ufacık bir kısmı da bana düşse var ya… Off diyorum!


Folks, when it comes to bullshit, truly major league bullshit, you have to stand back before the all-times heavy-weight champion of false promises and exaggerated claims: religion. Organized religion. It's no contest. Religion easily, easily, has the best bullshit story of all times. Think about it. Religion has convinced people that there is an invisible man living in the sky, who watches everything you do every minute of everyday. And the invisible man has a list of ten specific things that he doesn't want you to do. And if you do any of these things, he will send you to a special place to burn in fires, in smoke and torturing for you to live forever and suffer and burn and scream until the end of time… But he loves you. He loves you.

He loves you, and he needs money. He always needs money. He's all powerful, all present, all knowing, and all wise, just can't handle money. Religion takes billions and billions of dollars, they pay no taxes, and somehow they always need money. That's a good bullshit story. If I may be permitted only a small pond... Holly shit!

Corc Karlin - 40 Years in Comedy

Meraklısına: http://www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

I'm a mad man

Sabah erken kalktım, kendi sitemi hek eyledim. Dananın birinin yarım bıraktığı kodları tamamladım. Çükümün başına benzeyen tasarım hatalarını düzelttim. Tembel pezevenk, dedim, başka küfürler de ettim. Elim değmişken bir de Ajax-perver ettim siteyi... Oooh. Sonra dedim, lan bi de modal dialog koyayım AJAX ilen, bu ineğin sitesinden refere olup gelenlere diyeyim ki "o seni gönderen yavşağa söyle, iki ayda bu siteyi anca ebesinin amına benzetti, hala toparlamaya uğraşıyom. Bi de referans gösteriyor ammmcık. Cık cık cık. Esef et ona, hatta sen de siktir git hadi, hadi leeen". Sonra sitireeeet dedim. Bebe ilen bebe olma.

Yoksa koyayım mı lan? Şeklinde böyle gidip geliriken bi de baktım Ukrayn-siki cipiarese rağmen yılmayıp vazgeçmeyip indirekoduğumunun programı, tam 7 gün 14 saat sonra bugün öğle sularında tamamlanarak beni gözyaşlarına boğmuş-masın mı? Way beee. Derken, çalışması için 180 megaabaytlık başka bir programa ihtiyaç duyduğunu fark ettim. Sildim gözümün yaşını. Onu indirekodum bu sefer. İndireyazıyor halen, "Allahtan başka" bi mani gelmezse 16 saate bitecek.

Sonra bahçeye dalayım dedim. Daldım da netekim. Bahçenin bellenmesi gerekiyor mart ayı içinde. E bugün de martın biri, içindeyiz yani çemberin. Aldım beli daldım bahçaya, yarım saat sonra tel çaldı. Soluk soluğa "Alooohh", "Ne o be, seks ortasında mı yakaladım seniii" dedi telefondaki (kimliği sizi ilgilendirmeyen) ses. "Sayılır, kadın bulamadım teyemmüm yapıyom". O ne be dedi telefondaki (kimliği sizi ilgilendirmeyen) ses. Dedim "toprağa sürtüyorum," ahahah, şeklinde günlük dini ve vicccdani değerlere saldırı dozumu da aldıktan sonra telefonu kapattım yüzüne. Bu beni günaha soktuğun içindi kaltaaak… Gerçi karı kristiyan annamamıştır teyemmümün noolduğunu, haluk kafayı sıyırdı sanmıştır. Olsun, peşin fikirli kaltaaak. Telefonu dut ağacına çarptım, aha bu da arkamdan deli diye konuştuğun içindi.

Aslında bugün sizlere homo-sovyetus'dan bahsetmek istiyordum. Ama iflahım sikildi; başka gün kısmetse. Bahçe mi? Bitti sayılır, 20 metre karesini belledim çapaladım; kaldı 980… O da biter ya.

giorgio gianbonetti’nin haçlı seferi varsa garibin dili var, yalar

Kahverengi bir bebek dünyaya getirdim az önce, 3 metreden batağa çakıldı… Sonra gittim tost makinesini kabız ettim, kapasitesinden irice dilimlediğim ekmeklerle. Çıkarmakta zorlanan tost makinesi olmadı, yine ben oldum ne hikmetse... Ekmekler perişan.

DNS sorunu yüzünden 3 gündür internete bağlanamıyordum, mailler birikmiş. Onları indireyazdım, indireyazarken hotmail'i açakoydum (cipiares yüzünden her şey sonekli sürekli geçmiş zaman).

[more]

Gördüm ki tanıdık bildik bir alışveriş sitesinden Giorgio Gianbonetti diye bi herife mail gelmiş. Açtım baktım spama benzemiyor, şifrenizi unuttuysanız linkine tıklayıp şifremizi yeniden aldık, e şifre bizim şifremiz... Girizledik, bakızladık, sonradan anlaşıldı vakti zamanında, haluk'un alkole doyduğu andan evvel zamanlarda kafa bi milyonken bu isimle kullanıcı kaydı oluşturulmuş, sonra ayılınca unutulmuş, ama vefakar alışveriş sitesi unutmamış Giorgio Gianbonetti'yi, yeni yılını kutlarmış. Görünen kullanıcı adı da enteresan, Venedik Taciri…

Kim acaba bu Giorgio Gianbonetti. Ben kötümden uydurmuş olamam. Bir tınısı, hatta çınısı var; güzel çınlıyor kulakta. Kesin bi yerlerden kopipestlemişimdir diyerek hazreti gugıla başvuruyorum, "giorgio gianbonetti"

için bir sonuç alamıyorum. Gianbonetti diye birkaç sonuç var; gianbonetti soyadı olarak görünüyor yine. Koskoca gianbonetti sülalesinde bi tane Giorgio yok mu yani şimdi. Enteresan.

Eğer aranızda bir Giorgio Gianbonetti varsa, bende kendisine ait bi oturum kimliği ve şifresi var; kimlik bilgileriyle başvurduğu taktirde iade etmeye hazırım.

İki gün sonra yılbaşı… Amarigalıların benim pek beğendiğim bi gelenekleri var: "new year's resolution". Yeni yıl kararı anlamına geliyor ve kişinin kendine verdiği bir söz, bir taahhüt, şunu şunu yaparsam namerdim ya da bu yıl şunu şunu yapacam şeklinde bi ara gazı. Geleneksel olarak bu new year's resolution olayı benim bünyemde her yıl "sigarayı bırakıyorum, 1 Ocak 200X sabahı non-smoking bi insan olarak uyanacağım" şeklinde tezahür ederdi. Halen fosur fosur içiyorum elbette.

Bu yıl daha gerçekçi bir new year's resolution almak niyetindeyim. Kendime ait bir din kurayım mesela. Elin kurgu bilim yazarı çocuk cinsel tacizcisi bile din kurabiliyor, koskoca Tom Cruise'u, John Travolta'yı bile kendisine mümin edebiliyorsa ben de bi din kurabilirim. Zaten çok zor da bir şey de olmasa gerek. Elimizin altında internet var, her türlü bilgiye erişebiliriz. Ordan burdan kopyala yapıştır yöntemiyle harika dinler yaratılabilir.

Zaten mevcut dinler de sanki hep biraz kopipest değil mi? Hristiyanların Eski Ahiti Tevrattan arak. İslamiyette de anlatılan pek çok hikaye ise Eski Ahitten ya da Tevrattan alıntılanmış. Gördüğüm kadarıyla insanoğlu insan hep başkalarının inancının olmuşlarından toplamış, altlara çürükleri çakıp al sana yeni din diye sürmüş piyasaya. Bu konuda yaratıcılığı aşırıya kaçanlarsa ancak buralarda taşak malzemesi oluyor (bkz: scientology, bkz: Tom Cruise, bkz: John Travolta, bkz: mormonluk, bkz: Joseph Smith).

Bu tür peri masallarına inanmak iyi, güzel hoş da insanlar bu saçmalıklar için birbirini boğazlayıp kendi yarattıkları tanrılar adına savaşlara, cihatlara çıkmıyorlar mı, haçlı seferleri düzenlemiyorlar mı içim bayılıyor arkadaş. Bu kadar mı malsınız?

Hele şu haçlı seferi konusu, giderek daha acınacak bi hal alıyor bence. İlk başlarda bir haysiyeti varmış; karşındaki düşman koskoca Anadolu Selçuklu İmparatorluğuymuş mesela (bkz: Birinci Haçlı Seferi).

İkinci haçlı seferi yine Anadolu Selçuklu İmparatorluğu ve arkasına saklanan müslüman arap ülkelerine yapılmış (bkz: İkinci Haçlı Seferi) ve Alman İmparatoru Konrad'ın şamda bozuk kayısı yiyerek motoru bozması üzerine iptal edilmiş (bkz: Geri Vites, Pussy Out, Chicken Out). Taraflar forma değiştirip ayrılmışlar, kısmetse başka sefer denilmiş, bi ara Nurettin Zengi'nin Konrad'a "kayısı hikayesini yutmadık... altına sıçtın altına... ne yapayım senin boklu formanı?" demesi üzerine gerginlik yaşandıysa da tekrar anlaşılıp ayrılınmış ve yaklaşık 40 yıl başka haçlı seferi yapılmamıştır.

Daha sonraları haçlı seferi olayı bir gelenek, Avrupalı erkeklerin eşlerini boynuzlamak için kullandıkları bi bahane haline gelmiş (nereye? E haçlı seferine…). Kırk elli yılda bi kere düzenlenegelmiş hatta adı bile "Geleneksel Avrupa Haçlı Seferleri III, IV, V, VI, ..." şeklini almış. Taa ki Osmanlı Anadolu'da yerini sağlamlayıp bu güruhun pabucunu sikip eline verene kadar.

Daha sonra artık haçlı seferi demeye utandığından mıdır, nedendir bilinmez, Avrupalı/Amarigalı (collectively "Gavur") savaşlarına dünya savaşı adını verip yine yakıp yıkmakla, giderek daha fazla kuvvetle, giderek daha zayıf düşmanlar seçmekle, garibin ahını almaya devam etmektedir. Kanımca haçlı değil haçsız hatta allahsız, imansız bir kurumdur. İnsanın kininden, nefretinden, öfkesinden, korkusundan beslenen kurumsal din götümü yesin.

Ahanda sonuncusu da yedi düvel bi gariban Irak'a saldırmak şeklinde tezahür etti, ediyor. İbneleeeer.

O zaman yeni bir din icat olunmaklığı icap olduğundan kutsallığı kendinden menkul bu vazifeye bendeniz talibim. İlk ayetimiz "Yala" olsun mesela(*)… Oku olmasın. Zira oku diye başlayan kitap okunmuyor; belki yala diye ineni okunur.

Dil sorunu var ki önemli bir sorun. Türkçe indirsek olmaz, Türk emperyalizmi yapıyoz sanılırız, yanlış anlaşılırız. Politically correct olmak için daha enternasyonal bir dil olması anlamında İngilizce indirsek bizi CIA uşağı ya da Amerika'da okumuş fetullahçı bakan sanıp yuhalarlar. O da olmaz. Bi taraftan da mutlaka enternasyonal, hatta üniversal bir dilde yazılmış olmalı derken aaa!..: C++ da yazalım o zaman. Ama o zaman da ilk ayeti "Yala" olamayacak. Muhtemelen #include <stdio> falan olacak… Hmmm. Çetrefilli oldu bayaa be.

Acaba mevcut Türk şaman inanışını güncellesek de halka sevdirsek? Gök tanrı, yer tanrı ne bileyim işte… Ya da Türklerin din kitaplarından çok daha sık okudukları Conan vs. kitaplardan tanrılar alızlasak? Krom mesela…

Ya onu bırak da benim en tuttuğum tanrıdır Krom. Conan'ın Krom'la ilişkisi süperdir, gayet içli dışlıdır ki başka hiçbir dinde, başka hiçbir tanrıyla o kadar içki dışlı olamazsın, götün yemez. Demokrattır mesela Krom, hatta affedicidir. Conan her kötü sıkıştığında küfrü basar Krom'a ama Krom sallamaz, ali cenaptır. Hoyrattır, gamsızdır bi de, yani genel olarak hiçbir şeyi sallamaz. Conan sıkıştıysa Conan kendi başının çaresine baksındır. Delikanlıdır Krom yaa.

Bitti. Karnım aç.

(*) "I don't look like Di Caprio but I lick like Lassie" :D diye de devam etsin.

in god we trust, everyone else pays cash

"Makul kişisi kendisini dünyaya adapte ederken mantıksız kişisi dünyayı kendisine adaptırmaya kastırır; o nedenle her türlü ilerleme mantıksız kişisine bağlıdır" (the reasonable man adapts himself to the world; the unreasonable one persists in trying to adapt the world to himself. therefore, all progress depends on the unreasonable man) - George Bernard Shaw [more]

"Bünye alkolik lafını kendi kadar içen hazetmediği bireylere sarfeder" (An alcoholic is someone you don't like who drinks as much as you do) - Dylan Thomas

"İnsan dediğin emmeli gömmeli her yola gelebilmeli anadın mı, uzmanlaşma (biyolojideki özelleşme) olayı böcükler için geçerli (A human being should be able to change a diaper, plan an invasion, butcher a hog, conn a ship, design a building, write a sonnet, balance accounts, build a wall, set a bone, comfort the dying, take orders, give orders, cooperate, act alone, solve equations, analyze a new problem, pitch manure, program a computer, cook a tasty meal, fight efficiently, and die gallantly. Specialization is for insects). – Robert Heinlein

"Matematik dediğin dört işlemdir güzel kardesim" (math is nothing but four operands, (my) beautiful brother) - Müslüm Baba

ve başlık: "tanrıya güveniriz, ondan başka herkes nakit öder"