Geçiştirmece

Hani şu yazım vardı ya, hani o yazıda "ku vak vak" benzeri nakaratlı, aşırı rahatsız edici bir parçadan bahsetmiştim ya; işte o parça bu parça.

Aygaz Kamyonu

Carter ve (o zaman hamile olan) eşi beni akşam yemeğine davet etmişlerdi. 2 3 gün önce oluyor bu –hayır “bazılarımız” hassas bu tarih ve zaman konularında da baştan belirteyim dedim. Neyse, iki şişe şarap bi buket çiçek alıp gittim. Carter ve Lena’nın iki arkadaşı daha vardı, oturup yemek yedik, sohbet ettik. Carter’ın Alla isimli bir arkadaşı da vardı. Kız Türkiye’de lisansüstü eğitimini yapıyormuş. Bir yandan da Türkçe dersleri alıyormuş. Bir aydır ders alıyor olmasına rağmen, kafasını gözünü yararak da olsa konuşabiliyor. Gerçi bunda aldığı derslerden çok sevgilisinin rolü olduğunu düşünüyorum ben. Malum dil dile değmeden dil öğrenilmiyor. Fazlası...

Hitler Olucam Taksicileri Canlı Canlı Yakıcam

Taksicilerin alayı gizli işsiz. Sadece taksiye ihtiyaç duyuyoruz. Hayatımızda taksiciye yer yok aslında. Bu dünya taksicilersiz çok daha güzel bir dünya olurdu. Kalıbımı basarım. İmkansız demeyin, mümkün aslında. Yani bizi taksicilerden kurtaracak, taksicisiz çok daha rahat, sakin, sessiz, güzel bir dünyayı mümkün kılacak teknoloji mevcut olduğu halde karanlık güçler kasten bizi taksicilere ve taksicilerin o iğrenç müziklerine maruz bırakıyorlar.

Tüm taksiler taksicisiz olabilir mesela. Her taksi durağında onlarca taksi bekler, tıpkı şimdi olduğu gibi de taksicisi olmadan, boş vaziyette. Binerken kredi kartını sürtersin kapısına, girersin içine, oturursun direksiyona, basar gidersin gitmek istediğin muhite, taksici ve taksicinin iğrenç sohbeti, müziği, gündüz vakti gece tarifesi olmadan. Dilediğin muhite vardığında bir taksi havuzuna bırakırsın taksiyi, bir kez daha sürtersin kredi kartını, hooop tutar kat ettiğin kilometre üzerinden kredi kartından tahsil edilir. Sen de ırzına geçilmemiş kız oğlan kız kafanla hayatına devam edersin.

Kiev’in milim milim ilerleyen Cuma trafiğinde bütün bunları düşünüyorum bir taksinin içerisinde. Fonda bir acayip çıstak müzik. Hintçe olduğunu ancak tahmin edebildiğim nakaratı kuu vak vak vak benzeri, ritmi dup tıs tıs tıs’dan ibaret, aralarda Almanca das iş fantastiş, onun üzerine çok detone Ukraynaca sözler özensizce ekleştirilmiş. En dandik club’larda bile ancak sabah 5’ten sonra müşterileri siktir etmek için çalınabilecek müzikalitede bir parçayı 87 desibel dinliyoruz saçları jöleli, kot altına rugan ayakkabılı taksiciyle. Vivaldi'yi, Mozart'ı, Lemy Kilmister'ı veya ne bileyim hatta bir Müslüm Gürses'i bile bu taksinin içerisinde 5 dakika tutamazsın. Musikiperver bir birey için o kadar büyük bir işkence. Allah Çarpsın.

Aslında biner binmez “şu başarısız müzik denemesini biraz kısabilir miyiz?” şeklinde efendice rica etmek vardı ama etmeyip ertelediğim, o arada da gerim gerim gerilip hırslandığım için “kıssana şunu” şeklinde hırladım taksiciye resmen. Burada çok gerekmedikçe arka koltuğa oturulmadığı için çok gereksiz şekilde çok yan yanayız taksiciyle. Şaşırıp kafayı çevirdi, benim ona çevrilmiş kafama doğru. Burun buruna, tabiri caizse faça façaya geldik taksiciyle. Türkiye’de olsa tam levyelik bir durumdayız yani. O koltuğun altına uzanıp levyeyi alana kadar ben kafayı gömer miyim? Gömsem o da o telaşla ters şeride girip karşıdan gelen arabalardan birine göbekten girer mi? Hesapları yapıyorum ki “pardon beyefendi” diyor. Müziği kapatıyor, ama nafile… Kuuu vak vak vak beynime nüfuz etti, tampon hafızama yer etti bile… Eve gidene kadar arabanın içinde çıt çıkmazken benim beynimde: kuu vak vak vak das iş fantastiş çalıyor. Gerçekten hızlı mı geldik yoksa o iğrenç müzik olmadan zaman daha hızlı mı aktı bilemiyorum ama çok geçmeden eve varıyoruz. Verip parasını iniyorum taksiden. Beynimde hala kuu vak vak vak kuu vak vak vak helehelehelele kuu vak vak…

Ruhumu zehirledi pezevenk iğrenç müzikleriyle. O derece ki eve döner dönmez kulaklıkları takıp, sesi sonuna kadar açıp Angela Gheorghiu’dan Bizet’nin Habanera’sını dinlemem gerekti tekrar tekrar. Angela Gheorghiu, Linzi Stoppard ve hatta Por Una Cabeza eşliğinde içilen 2 litre biradan sonra ancak kendime gelip oturup bunları yazmaya karar verdim. Sadakallahülazim. Amin.

Banduramın Telleri

İçeride başka modellerimiz de var abla

Öptüm bütün kelleri

Gayet güneşli bir sabaha uyandım bugün. Hatta düzelteyim, sabah beni uyandırdı. Yaz sonundan beri ilk defa saat 10da gözüme girdi güneş.

Hafif bir kahvaltı edip çıktım dışarıya. Evden Podol’e kadar yürüdüm (yaklaşık 2 saat). 2 saat kadar da Podol’de dolaştım, fotoğraf çektim. İt gibi yorulmuş vaziyette eve döndüm.

Yazı yok yani bugün. Fotoğraflar var (şurada ve şurada)...

Not: Bandura denilen şey fotoğraftaki amcanın çaldığı müzik aleti. Ukraynanın ulusal enstrümanı oluyor...

Pirogovo Harikaydı

Pirogovo

Pirogovoyu gezdim bugün. Dere tepe 20 kilometre falan yürüdüm en az... Ölüyorum. Biraz toparlanıp yazı da yazacağım. Şimdilik fotoğraflarla yetinin.

Fazlası...

Üj Bej Foto For Yu

Yeni makinemle çektiğim üç beş fotoğrafı koyayım ki nekkadar yeteneksiz hayvanın teki olduğum açıkça bilinsin istedim :D

Daha doğrusu, belli bi benchmark olsun da, ileride "lan neymişim ne olmuşum breh breh" diyebileyim istedim.

Yok lan, hiçbiri. Ben çekerken eğlendim, siz de bakıp eğlenesiniz istedim. Walla ;) Soğuktu, 3 derece, yağmur yağıyordu, sis vardı... Bi ton konyak içtim, ki fakir konyaktan nefret eder...

Takılın, işiniz bitince tarayıcının geri vitesine takın, sevgiler.

Tıkla Bana Auv

Valeriya, Kısaca Lera

Birkaç saatlik bira + tuzlu fıstık muhabbetinden sonra hesap geliyor. İkimiz de cüzdanımıza saldırıyoruz. Elbette ben daha hızlıyım. İş cüzdan çekmeye geldi mi herkes bir Amerikalıdan daha hızlıdır :D Veriyorum hesabı, dönüp “bugün benden” diyorum, “gelecek sefer sen ısmarlarsın ödeşiriz”. “Olur mu ama ne gerek var?” diye soruyor. Diyorum “şimdi hocam, üç otuz parayı ikiye bölmeye mi uğraşacağız? Sende X lira var mı sen bana X lira ver ben sana Y lira vereyim muhabbeti mi yapacağız? Kaybettiğimiz zamana yazık. Gelecek sefer sen ödersin”. “Peki, sen de haklısın” diyor. Elbette haklıyım. Dünyanın en pratik zekalı milletine mensubum...Fazlası...

Bez Lyubvi (Aşksız)

[mp3:BezLyubi.mp3]

İş yok güç yok, can sıkıntısı tonla. Rahat mı batıyor bilemiyorum ama pek bir depresifim. Hatta durduk yerde gözüm seğriyor. Üstüne üstlük bir de hava kapalı... Yoksa havadan mütevellit mi gerginim ben? Yaz haricinde hiçbir mevsimden hazetmem. Hele sonbahara ekstra kılımdır, yazı öldürdüğü için. Ondan olsa gerek gerginlik. Neyse evde oturamadım, aldım makineyi attım kendimi sokağa, hava kapalı ve sert, yağabilitesi bile var. Fazlası...

Arka Bahçem (Foto)

Kiev Park Ukrayna
Fazlası...

Welcome to Sin City

Enteresan bir sektör oluşmuş durumda Kiev’de: kısa süreli kullanım için günlük kiraya verilen apartman daireleri. Gecelik kiraları 30 ila 150 dolar arasında değişiyor ve aynı fiyata kiralanan otel odalarına kıyasla en az iki kat fazla yaşam alanı artı mutfak imkanları sunuyorlar. Dekorasyonlarından hedef kitlenin kim olduğu çok açık anlaşılıyor: sefa pezevenkleri.

Örneğin bu evlerin hiçbirinde bir çalışma masasına, ya da okuma lambası ve okuma koltuğuna rastlanmazken hemen tüm evlerde leopar desenli çift kişilik koltuk, porno kanalları da alan uydu yayını, mutfakta şarap ve şampanya kadehleri ve türbişon, cafcaflı banyo fayansları, küvet, tam yatağı görecek şekilde yerleştirilmiş aynalar ve banyoyla oturma odasını ayıran duvarda cam tuğlalar olmazsa olmaz detaylardan. Ayrıca leopar desenli kadifemsi çarşaflar ya da yatak örtüleri, altın yaldızlı kırlentler ve yatağa doğru yönlendirilmiş spot ışıklar da standart donanım. Bu evler insanı günaha sokmak için tasarlanmış. Fazlası...