Farklarımız - George Carlin

Bu ülkede duyduğumuz tek şey sahip olduğumuz farklar. Bütün medyanın ve tüm politikacıların sürekli bahsettikleri şey bu. Bizi birbirimizden ayıran, birbirimizden farklı kılan şeylerden bahsediyorlar. Egemen sınıf işlerini her toplumda bu şekilde yürütür. Kendi sınıflarından olmayan insanları bölerler. Orta ve alt gelir grubunun sürekli birbirleriyle kavga etmesini sağlarlar ki onlar, yani zengin sınıf, ülkedeki tüm parayı yönetebilsin. Çok basit bir mantığı olmakla birlikte, çok etkili bir yöntem. Görüyorsunuz, farklı olan ne varsa, ondan bahsediyorlar: ırk, din, etnik ve milli köken, meslekler, gelir, eğitim, sosyal statü, cinsel tercihler, bizim üzerinde ihtilafa düşüp kavgaya tutuşacağımız her ne varsa ondan konuşuyorlar ki onlar o arada bankaya gitmeyi sürdürebilsin... [more]

Ben bu ülkedeki ekonomik ve sosyal sınıfları nasıl tanımlıyorum biliyor musunuz? Üst sınıf tüm parayı kendine saklar, hiç vergi ödemez. Orta sınıf tüm vergiyi öder, tüm işi yapar. Fakirlerse sadece orta sınıfı korkutmak için vardır. Orta sınıfın işe devamını sağlamak için...

George Carlin’in 1992 yılında yaptığı Jammin’ in New York isimli gösterisinden alınmıştır.


All you hear about in this country is our differences. That’s all the media and politicians talk about. They talk about things that separate us, things that make us different from one another. That’s the way the ruling class operates in any society. They try to divide the rest of the people. They keep the lower and middle classes fighting with each other so they, the rich, can run off all the fuckin’ money. Fairly simple thing, which happens to work. You know, anything different, that what they’re gonna talk about: race, religion, ethnic and national background, jobs, income, education, social status, sexuality, anything to keep us fighting with each other so they can keep going to the bank...

Do you know how I describe economic and social classes in this country? Upper class keeps all of the money and pays none of the taxes. Middle class pays all of the taxes, does all the work. The poor are there just to scare the shit out of the middle class. Keep them showing up at their jobs.

Ben Bir Ceviz Ağacığım Botaniçiski Gardında

"Benim anlamadığım zengin ve yaşlı adamların ülkelerini, orta ve fakir sınıftan genç erkekleri savaşa göndererek savunuyor olmaları" – George Carlin

[more]

"Bakın size seçimle ilgili bir şey söyleyeceğim. Seçim diye bir şey yok. Size seçme özgürlüğünüzün olduğunu söylüyorlar. Ama aslında tek sahip olduğunuz şey seçim yanılgısı. Amerikalılar anlamsız bir takım seçimlere sahip olmakla özgür olduklarını sanıyorlar. Bu ülkede sahip olduğumuz seçimler neler biliyor musunuz? Kağıt mı olsun plastik mi? Pencere önü mü koridor tarafı mı? Sigara içilen mi içilmeyen bölüm mü olsun? İşte sahip olduğunuz gerçek seçenekler bunlar. Bu ülkede kayda değer şeyler hakkında seçme hakkınız yok" – George Carlin

"Bak bi de aklıma ne geldi şimdi. Biz orta okuldayken (erkekler olarak) birbirimizin götünü pandikler “ooooh, fakrü zaruret” derdik. Bizim neslin Ata’yı ne kadar ciddiye aldığı o günlerden belliymiş değil mi? Yani mesela Tayyip gibi birini bizim nesil başbakan seçmesin de kim sesçin"? – Bizzat Bendeniz

On Emir - Corc Karlin (Türkçesi)

Click here for English version


"George Carlin'in On Emir Yorumu koparıcı. Diyalektiği titretip, materyalisti kendine getirip taassubu algının kapılarından geçirmeyerek eşikte ırzına geçiyor" - Nev York Taymz
"Dayıoğlunu pıçakladım ben bunun yüzünden" - Kör Saim
"George, anamı da al git burdan" - RTE


On Emire itirazım var. Şöyle ki: neden on? Onuna birden gerek yok. Bence emirler listesi, on emir elde edebilmek için kasten ve suni olarak  şişirilmiş. Bu liste bariz olarak “vatkalı” bir liste. Bakın şöyle oldu:

[more]

Beş bin yıl kadar önce bir grup dinci sahtekar toplanıp insanları hizaya sokup kontrol altında tutmanın bir yolunu buldu. İnsanların esasen salak olduklarını ve kendilerine söylenen her şeye inanacaklarını biliyorlardı. Böylece bu adamlar Tanrının, bizzat Tanrının, herkes tarafından dikkate alınıp uygulanmasını istediği bir listeyi kendilerine verdiğini duyurdular. Her şey bir dağın tepesinde, etrafta hiç kimsecikler yokken olup bitmişti, dolayısıyla başka gören de yoktu.

Peki size bir şey soracağım: bu adamlar bir çadır içerisinde oturmuş bütün bunları uydururken neden on sayısını tercih ettiler? Neden on? Neden dokuz ya da on bir değil? Nedenini de izah edeyim: çünkü on kulağa önemli gibi geliyor. On kulağa resmi geliyor. Eğer on bir deselerdi insanların onları ciddiye almayacağını biliyorlardı: “Ne? On bir emir mi? Siktir git lan. Sen dalga mı geçiyorsun benimle”? Ama on! On kulağa önemli gibi geliyor. Onluk düzen ona dayalıdır. Bir deste on adetten oluşur. On psikolojik olarak tatmin edici bir sayıdır: top ten (en iyi on), en istenen on, en iyi on giyim gibi… Yani emirlerin on adet olması tamamen bir pazarlama kararıydı. Ayrıca (on emir) bariz bir yalan listesi. Tirajının yüksek olması için kasten şişirilmiş siyasi bir belge. Gelin size emirlerin sayısını azaltarak nasıl daha mantıklı ve gerçekçi bir liste oluşturabileceğimizi göstereyim.

İlk üç emirden başlayacağız ve on emirin Roman-Katolik versiyonunu kullanacağım çünkü ben çocukken zorla kafama sokulan versiyon buydu.

Ben Rab’bim, senin Tanrın. Karşımda başka ilahların olmayacak. Rab’bin ismini boş yere ağzına almayacaksın. Sebt gününü takdis edeceksin.

Evet. Daha konuya girer girmez apaçık görülüyor ki ilk üç emir küllüm yalan. Sebt günleri, Rab’bin adı, başka ilahlar, ürkütücü bir dil… Primitif insanı korkutup kontrol altına almak için düşünülmüş ürkütücü bir dil. Bu türden batıl zırvalıkların 21. Yüzyılın entelektüel ve medeni insanının hayatında geçerliliği kesinlikle olamaz. O zaman ilk üç emri atıyoruz gitsin ve elde var yedi.

Babana ve anana hürmet edeceksin.

Bu emir itaat ve otoriteye saygı göstermeyle ilgili. Bir başka deyişle bu emrin amacı insanları kolayından kontrol altına alabilmek. Gerçek şu ki itaat ve saygı durduk yerde verilen şeyler değildir. Kazanılmaları gerekir. İtaat ve saygı ebeveynin ya da saygı duyulacak birey her kimse onun performansına bağlı olmalıdır. Kimi ebeveyn saygıyı hak ederken pek çok ebeveyn hak etmez. Nokta. Kaldı altı.

Şimdi, her ne kadar mantık dinin anlayıp kabullenmekte zorlandığı bir husus olsa da, ben mantıklı davranacağım ve zaman kazanmak için listede bazı atlamalar yapacağım.

Çalmayacaksın. Yalan şahadet etmeyeceksin.

Çalmak ve yalancılık. Biraz düşünürseniz göreceksiniz ki bu iki emir aslında aynı davranış türünden bahsediyor: ahlaksızlık. Hırsızlık ve yalancılık! Yani ikisine birden ihtiyacımız yok. Onun yerine bunları tek bir emirde birleştirerek özetle “ahlaksızlık yapmayacaksın” deriz ve hooop, beş emir kaldı.

Bu arada emirleri birleştirmeye başlamışken, birlikte olması gereken iki emir daha var:

Zina etmeyeceksin” ve “Komşunun karısına göz koymayacaksın”.

Yine bu iki emir de aynı davranış türünü yasaklıyorlar ki bu sefer yasaklanan evlilik yuvasına sadakatsizlik. Bunlar arasındaki fark göz koyma olayının beyinde olup bitmesi. Ve ben insanlara başkalarının karısıyla ilgili fanteziler kurmayı yasaklamamanız gerektiğini düşünüyorum. Öyle ya yasakladık diyelim, adam çavuşu tokatlarken ne düşünecek peki? Ama evlilik yuvasına sadakat mantıklı bir fikir. O yüzden bu fikri tutalım ve diyelim ki “sadakatsizlik yapmayacaksın” ve birden bire dörde düştük.

Ve tekrar düşündüğümüzde fark ederiz ki dürüstlük ve iffet de aslında aynı genel değerin bileşenleridir. Yani aslına bakarsanız dürüstlükle ilgili iki emir ile sadakatle ilgili iki emri de birleştirip olumsuz ifade yerine olumlu ifade kullanmak suretiyle “her zaman dürüst ve sadık olacaksın” diyebiliriz. Böylece elimizde üç emir kalıyor.

Komşunun malına mülküne göz koymayacaksın/imrenmeyeceksin.

İşte bu düpedüz aptallık. Ekonomi, komşularımızın malına mülküne imrenmemiz sayesinde ayakta duruyor. Komşu şarkı söyleyen bir vibratör aldığında aynısından bir tane de siz edinmek istersiniz. İmrenme anlamındaki göz koyma istihdam yaratır. İmrenmeye dokunmayın. İmrenmeyle ilgili bu emri de çıkarttığımızda geriye iki emir kalmıştır: birleştirip kapsamını genişlettiğimiz sadakat emri ile henüz bahsetmemiş olduğumuz bir diğer emir:

Öldürmeyeceksin.

Beşinci emirle yasaklanan cinayet. Ancak biraz düşünürsek, aslında din hiçbir zaman cinayeti kabullenmekte sorun yaşamamıştır ki. Hem de hiç! Tarihte tanrı adına öldürülenlerin sayısı tüm diğer nedenlerle öldürülenlerin sayısından çok daha fazladır. Birkaç örnek vermek gerekirse: İrlanda tarihini düşünün, Orta Doğuyu, Haçlı Seferlerini, Engizisyon mahkemelerini, Amerika’daki kürtaj cerrahı cinayetlerini düşünün. Ve evet, lafı ağzımdan aldınız: Dünya Ticaret Merkezini düşünün ve dindar kesimin “öldürmeyeceksin” emrini ne kadar ciddiye aldığını göreceksiniz. Çok açık ortada ki dindar kesim için, özellikle de katı dindarlar için cinayet pazarlığa açık bir husus. Bu konu sadece öldürenin kim öldürülenin kim olduğuna bağlı. Ve işte tüm bunlar ışığında dostlar, sizlere tarafımdan revize edilmiş iki emir listesini sunuyorum:

Birinci Emir: her zaman –ve özellikle de kukuyu kimden alıyorsan ona karşı, dürüst ve sadık olacaksın; ve
İkinci Emir: karşındakinin senin tapındığın görünmez yaratıktan farklı bir görünmez yaratığa tapınıyor olması durumu hariç; kimseyi öldürmemeye gayret edeceksin.

Bu kadarı yeter de artar bile dostlar. Musa emirleri dağdan indirirken cebinde bile taşıyabilirdi. Ve eğer böyle bir listemiz olsaydı işte o zaman o “zeki” Alabama yargıcının kamusal alanda duvarda kalıcı olarak sergilemesine de aldırmazdım. Elbette ek bir emir daha yazdırması kaydıyla: “kendi dinini kendine saklayacaksın”.

Meraklısına: http://www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

On Emir - Corc Karlin (Ten Commandments by George Carlin)

I have a problem with the Ten Commandments. Here it is: why are they ten? We don’t need ten. I think the list of commandments was deliberately and artificially inflated to get it up to ten. It’s clearly “a padded list”. Here is how it happened:

About five thousand years ago, bunch of religious hustlers got together to figure out how they could control people and keep them in line. They knew that people are basically stupid and would believe anything they were told. So these guys announced that God, God personally, had given one of them a list of ten commandments that he wanted everyone to follow. They claimed that the whole thing took place on a mountain top, where no one else was around.
[more]

But let me ask you something: when these guys were sitting in a tent making all this stuff up why did they pick ten? Why ten? Why not nine or eleven? I’ll tell you why. Because ten sounds important. Ten sounds official. They knew if they tried eleven people wouldn’t take them seriously. What’re you kidding me? Eleven commandments, get the fuck out of here. But ten! Ten sounds important. Ten is the basis for the decimal system. It’s a decade. It’s psychologically satisfying number: top ten, ten most wanted, ten best dress… So deciding on ten commandments was clearly a marketing decision. And it’s obviously a bullshit list. It’s a political document, artificially inflated to sell better. I’m gonna show you how you can reduce the number of commandments and come up with a list that is a little more logical and realistic.

We’ll start with the first three and I’ll use the Roman-Catholic version because those are the ones I was fed when I was a little boy.

I am the Lord thy God. Thou shalt have no strange gods before me. Thou shalt not take the name of the Lord in vain. Thou shalt keep holly the Sabbath.


OK. Right off the bat, first three commandments are pure bullshit. Sabbath days, Lords name, strange gods, spooky language… Spooky language that is designed to scare and control primitive people. In no way do superstitious  mumbo-jumbo like this apply to the lives of intelligent and civilized humans in the 21st century. So throw out the first three commandments and you’re down to seven.
Honor thy father and mother.

This commandment is about obedience and respect for authority. In other words, it is simply devised for controlling people. The truth is obedience and respect should not be granted automatically. They should be earned. They should be based on the parents’ or the authority figure’s performance. Some parents deserve respect but most of them don’t. Period. We’re down to six.

Now, in the interest of logic, something religion has a very hard time with, I’m gonna skip around the list a little bit.
Thou shalt not steal. Thou shalt not bear false witness.

Stealing and lying. Actually when you think about it these two commandments cover the same sort of behavior: dishonesty. Stealing and lying! So we don’t need two of them. Instead we can combine these two and call it “thou shalt not be dishonest” and suddenly we’re down to five.

And as long as we’re combining commandments, I have two others that belong together:

“Thou shalt not commit adultery” and “Thou shalt not covet thy neighbor’s wife”.

Once again, these two prohibit the same sort of behavior, which is in this case marital infidelity. Difference between them is that coveting takes place in mind. And I don’t think you should outlaw fantasizing about someone else’s wife. Otherwise what’s the guy gonna think about when he’s flogging his dong? But marital fidelity is a good idea. So I suggest that we keep the idea and call this commandment “thou shalt not be unfaithful” and suddenly we’re down to four.

And when you think about it further, honesty and fidelity are actually part of the same overall value. So in truth we could combine the two honesty commandments with the two fidelity commandments and –using positive language instead of negative, call the whole thing “thou shalt always be honest and faithful”. And now we’re down to three.
Thou shalt not covet thy neighbor’s goods.

This one is just plain stupid. Coveting your neighbor’s goods is what keeps the economy going. Your neighbor gets a vibrator that plays "oh come all yee faithful" you wanna get one too. Coveting creates jobs. Leave it alone. You throw out coveting and your left with two now. The big combined honesty fidelity commandment and the one we haven’t mentioned yet:
Thou shalt not kill.

Murder, the fifth commandment. But if you give it a little thought you realize that religion has never really had a problem with murder. Not really! More people have been killed in the name of god than for any other reason. To cite a few examples, think about Irish history, the Middle East, the Crusades, the Inquisitions, our own abortion doctors killings and yes, that’s right, the World Trade Center, and you’ll see how seriously religious people take thou shalt not kill. Apparently to religious folks, especially the devout, murder is negotiable. It just depends on who’s doing the killing and whose getting killed. And so with all this in mind folks I offer you my revised list of the two commandments:

First: thou shalt always be honest and faithful, especially to the provider of thy nookie;

And second: thou shalt try really hard not to kill anyone unless off course they pray to a different invisible avenger than the one you pray to.

Two is all you need folks. Moses could have carried them down the hill in his fuckin’ pocket. And if we had a list like that, I wouldn’t mind that brilliant judge in Alabama displaying it permanently in his courthouse lobby as long as he included one additional commandment: “thou shalt keep thy religion to thyself”.

Meraklısına: www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

40 Years in Comedy I - George Carlin

Biraz da Körfez Savaşından bahsetmek istiyorum. Bu savaşın en beğendiğim tarafı nedir biliyor musunuz? Kablolu da dahil tüm kanallarda yayınlanan ilk savaşımızdı bu. Üstelik savaşın reytingleri de gayet yüksekti değil mi? Eh tabi, savaşı seviyoruz. Bizler savaşçı insanlarız. Savaşı seviyoruz, çünkü savaşmakta başarılıyız. Peki neden başarılı olduğumuzu biliyor musunuz? Çünkü sık sık pratik yapıyoruz. Bu ülke sadece 200 yıllık ama şimdiden 10 büyük savaşa katıldı. Bu ülkede her 20 senede bir büyük bir savaşa giriyoruz. O yüzden de savaşmakta başarılıyız! Başarılı olmamız da iyi bir şey, çünkü artık savaştan başka hiçbir şeyde başarılı değiliz. Yanlış mıyım? Adam gibi bir araba üretemiyoruz. Yaptığımız televizyonlar, videolar bi sikime yaramıyor! Çelik sanayimiz kalmadı. Genç insanlarımızı eğitemiyoruz, yaşlılarımıza sağlık hizmeti sunamıyoruz. Ama iş ülkenizi bombalamaya geldi mi üzerimize yok… Ha?

Özellikle de ülkeniz koyu tenli insanlarla doluysa… Haha, seviyoruz ama sevmiyor muyuz? Olm bu bizim hobimiz lan. Dünyadaki yeni görevimiz bu: koyu tenlileri bombalamak. Irak, Panama, Granada, Libya… Ülkenizde koyu tenliler varsa söyleyin akıllı olsunlar! Yoksa bombalayıveririz. En son hangi beyaz halkı bombaladık hatırlıyor musunuz? Son beyaz halk? Hatta hiç beyaz halk hatırlayabiliyor musunuz? Almanlar! Sadece Almanlar. O da bizim işimize soyundukları işin. Dünyaya hakim olmak istediler. Siktirin üleaaan, o bizim işimiz


I'd like to talk a little about the War in the Persian Gulf. Do you know what my favorite part of that war is? It's the first war that we ever had that was on all channels plus cable. And the War got good ratings too, didn't it? Well, we like war. We like War, we're warlike people. We like war because we're good at it. You know why we're good at it? Because we get a lot of practice. This country is only 200 years old and we have already had 10 major wars. We average a major war in every 20 years in this country. So we're good at it! And it's a good thing we are; we aren't good at anything else anymore. Ha? Can't build a decent car. Can't make a TV set or a VCR worth a fuck! Got no steel industry left. Can't educate our young people. Can't get health care for our old people. But we can bomb the shit out of your country all right… Ha?

Especially if your country is full of brown people… Oh, we like that don't we. Man, that's our hobby. That's our new job in the world. Bombing brown people. Iraq, Panama, Granada, Libya… If you got some brown people in your country, tell'em to watch the fuck out! Or we'll god damn bomb you. When was the last white people that you can remember that we bombed? Can you remember the last white… Can you remember any white people…that we ever bombed? The Germans! Those were the only ones and that's only because they were trying to cut in our action. They wanted to dominate the World. Bullshit! That's our fucking job. George Carlin - 40 Years in Comedy

Corc Karlin - 40 Years in Comedy

Meraklısına: www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

Parental Edvayzoriii - Corc Karlin

Lisede bi ingilizce hocam olduydu benim altı aylığına falan (milli eğitim için gayet uzun bir süre...), dombili, gudubet ve sivilceli bir kadın. Prezııııııııınt pörfeeeekt teeeeeeens derdi bize sankim biz devlet lisesinde okumayla, embesilmişiz gibi.... Allahtan başka tens işleyemeden aldılar karıyı başımızdan. Keşke adını hatırlasaydım da ona ithaf etseydim neşrettiğim bu çeviriyi... Neyse, hocam, adınızı hatırlamasam da, ahanda bu da size girsin...

[more]

(Sıkkırooool daaaaavn for ingiliiiiiish beybeeeeeee)

Top olmaz, ibne olmaz, lubunya olmaz, oğlan yasak, topoş yasak. Zenci yasak, karaoğlan yasak, gündüz feneri demek olmaz, arap olmaz, fellah yasak, dazlak olmaz, vırt demek yasak, zırt demek yasak, yahudi yasak, rum yasak, yasak, yasak, ayıp, ayıp, ayıp... Bu kelimelerin kendisinde yanlış olan hiçbir şey yok. Bunlar sadece sözcük. Önemli olan bağlamdır. Kelimeleri güzel ya da çirkin yapan kullanıcıdır, kelimelerin arkasındaki niyettir. Kelimeler tamamen nötrdür. Kelimeler tamamen masumdur. Ayıp kelimelerden ve terbiyesiz konuşmadan yakınan insanlardan yoruldum artık. Zırvalık! Bu kelimeleri iyi veya kötü yapan bağlamdır.

Zenci kelimesini ele alalım: zenci kelimesi kendi başına kötü bir kelime değil. Asıl kaygılanmanızı gerektirecek şey bu kelimeyi kullanan ırkçı götoğlanı olmalıdır. Richard Pryor veya Eddia Murphy sarf ettiğinde umurumuzda olmuyor neden? Çünkü onların ırkçı olmadıklarını biliyoruz. Onlar zenci! Bağlam! Onların bağlamına aldırmıyoruz çünkü onlar siyah. Doğruyu ifade eden kelimelerden korkmamalısınız. Buna hoşunuza gitmeyenler de dahil: mesela bu ülkede her köşe başında bir ırkçı hödüğün yaşıyor olduğu gibi.

Gerçeği gizleyen kelimelerden hazetmiyorum. Hüsnükelamdan hoşlanmıyorum. Ve Amerikan İngilizcesi bol bol hüsnükelamla dolu çünkü Amerikalılar gerçeklerle yüzleşemiyor. Amerikalıların gerçekleri kabullenme sorunu var ve bu nedenle kendilerini gerçeklerden izole edip koruyacak "yumuşak" bir dil icat ettiler. Ve bu durum her yeni nesille daha da kötüye gidiyor. Bir nedenden ötürü sürekli kötüye gidiyor…

Bu konuda bir örnek vereyim size: Savaş halinde karşımıza çıkan bir ruh durumu vardır, bunu pek çok insan bilir. Savaşan bireyin sinir sistemi tam olarak en üst ve azami noktaya kadar gerildiğinde ve artık daha fazla girdi kabul edemez olduğunda yaşanır. Sinirler ya boşalmıştır, ya boşalmak üzeredir. Birinci dünya savaşında bu ruh haline şarapnel şoku (shell shock) deniliyordu: basit, dürüst, direkt bir dil, sadece iki hece: shell shock. Bu dediğim 70 sene önceydi. Koskoca bir nesil geride bırakıldıktan sonra İkinci Dünya Savaşı başladı ve aynı ruh haline savaş yorgunluğu (battle fatigue) denilmeye başlandı. Artık dört hece, söylemesi biraz daha zor, önceki kadar sert de değil ve yorgunluk şok kelimesinden çok daha güzel bir kelime. Shell shock - battle fatigue... Sonra 1950'de Kore Savaşı'na gittik ve aynı rahatsızlığa operasyonel tükenme (operational exhaustion) denilmeye başlandı. Artık sekiz heceye çıktık ve terimin içerisindeki insanlık tamamen sıyırılıp alındı, artık tamamen nötr. Operasyonel tükenme! Kulağa, arabanızın başına gelebilecek bir şey gibi geliyor. Elbette daha sonra Vietnam Savaşı çıktı ki hepi topu 16 - 17 sene kadar oluyor biteli, ve bu savaşla ilgili yalanlar ve aldatmacalar sayesinde artık hepiniz biliyorsunuz ki bu rahatsızlık travma sonrası stres bozukluğu (post-traumatic stress disorder) adını aldı... Hala sekiz hece, ama artık bir de tiremiz var terim içerisinde. Ve acı artık tamamen teknik jargonun altına gömüldü: post-traumatic stress disorder. Eğer bu rahatsızlığa hala şarapnel şoku diyor olsaydık iddia ederim o Vietnam Gazilerinden hiç değilse bir kısmı hak ettiği ilgiyi görebilecekti. Bu konuda bahse girerim sizinle.

Gelin görün ki öyle olmadı ve öyle olmayışının sebeplerinden biri de bizim bu yumuşatılmış dili kullanıyor olmamız: bu yumuşatılmış dil hayatın içinden gerçekliği, yaşamı alıp götürüyor. Üstelik bu durum zamanla daha da kötüleşiyor.

Bir başka örnek, hayatımın benim hatırlamadığım bir döneminde, sessiz sedasızca, hela tuvalet oluverdi. Kimse bana fikrimi sormadı, hatta bu bana bildirilmedi bile: hela, tuvalet oluverdi. Tuvalet, lavabo oluverdi. Takma diş, protez oluverdi. Danışma, operatör yardımı oluverdi. Fakir insanlar mezbelede yaşardı, artık ekonomik olarak az gelişmiş varoşlarda, standartların altındaki evlerde yaşar oldular... Ve meteliksizler… Nakit akışı itibarıyla ekside değiller, bildiğin meteliksizler amınakkoim. Çünkü pek çoğu kovuldu. Kovulmak ne demek bilirsiniz: yönetim insan kaynakları alanında tasarrufta bulunmaya niyetlendiğinden bir takım insanlar istihdam fazlası haline geldi...

Kendini beğenmiş, aç gözlü, besili, beyaz adam kendi iğrençliklerini gizleyecek bir dil icat etti. Olay bu kadar basit. CIA artık kimseyi katletmiyor, etkisiz hale getiriyor veya bir bölgede nüfus azaltımına gidiyor. Hükümet yalan söylemiyor, yanlış istihbarat veriyor. Pentagon güneş ışığı üniteleri dediği yerlerde aslında nükleer radyasyon miktarını ölçüyor. İsrailli katillere komando denilirken Arap komandolara terörist deniliyor. Kiralık katillere artık özgürlük savaşçısı deniliyor. Evet, eğer verem savaşçılar veremle savaşıyorsa, acaba özgürlük savaşçıları neyle savaşıyor? Kimse bize işin bu tarafından bahsetmiyor değil mi?


(turkçe için bi zahmet yokari kaydiracaasun da)

You can't say fruit, can't say faggot can't say queer, can't say pansy, can't say nancy-boy. You can't say nigger, can't say boogie jig, jigga boo, skinhead, jungle bunny, hede hödö, .... can't say jew, yid, hib, zid, ...ginzo, greecer, greecebo, beaner, OA, tiger, mick, donkey, turkey, frog, squarehead, crow, chink, jap, zip, zipperhead.

There is absolutely nothing wrong with any of those words in and of themselves. They're only words. It's the context that counts. It's the user, it's the intention behind the words that makes them good or bad. The words are completely neutral. The words are innocent. I got tired of people talking about bad words and bad language. Bullshit! It's the context that makes them good or bad.

You take the word nigger: there is absolutely nothing wrong with the word nigger in and of itself. It's the racist asshole who's using it that you ought to be concerned about. We don't care when Richard Pryor or Eddie Murphy say it. Why? Cause we know they're not racist. They're niggers. Context! We don't mind their context because we know they're black. Hey I know I'm whitey the blue-eyed devil honkey motherfucker myself. (These) don't bother my ass... They're only words. You can't be afraid of the words that speak the truth, even if it's an unpleasant truth like that there is a racist bigot in every living room on every street around the corner in this country.I don't like words that hide the truth. I don't like words that conceal the reality. I don't like euphemisms or euphemistic language. And American English is loaded with euphemisms because American people have a lot of trouble in dealing with reality. Americans have trouble facing the truth so they invented the kind of a soft language to protect themselves from it. And it gets worst with every generation. For some reason it just keeps getting worst.

I'll give you an example of that: there is a condition in combat, most people know about it, when a fighting person's nervous system has been stressed to its absolute peak and maximum and can't take anymore input. Nervous system has either snapped or is about to snap. In the first world war that condition was called shell shock: simple, honest, direct language, two syllables. Shell shock. That was seventy years ago. Than a whole generation went by and second World War came along and the very same combat condition was called battle fatigue. Four syllables now, takes a little longer to say, doesn't seem to hurt as much and fatigue is a nicer word than shock. Shell shock - battle fatigue... Than we had the War in Korea in 1950 and the very same combat condition was called operational exhaustion. Hey we're up to eight syllables now. And the humanity has been squeezed totally out of the phrase, it is completely neutral now. Operational exhaustion! Sounds like something that might happen to your car... Than of course came the War in Vietnam which has only been over for about sixteen or seventeen years and thanks to the lies and deceits surrounding that war, I guess it's no surprise that the same condition was called post-traumatic stress disorder... Still eight syllables but we got a hyphen. And the pain is completely buried under jargon: post-traumatic stress disorder. I bet you if we still called it shell shock some of those Vietnam veterans might have gotten the attention they needed at the time. I bet you that, I bet you.

But it didn't happen and one of the reasons is that we are using that soft language, that language that takes life out of life. And it is a function of time, it does keep getting worse.

Another example, some time during my life toilet paper became bathroom tissue. I was not notified of this. No-one asked my opinion, it just happened: toilet paper became bathroom tissue. Sneakers became running shoes. False teeth became dental appliances. Medicine became medication. Information became directory assistance. Dump became the landfill. Car crash became automobile accident. Partly cloudy became partly sunny. Motels became motor lodges, house trailers became mobile homes. Used cars became previously owned transportation. Room service became guest room dining and constipation became occasional irregularity. Poor people used to live in slums now they live in economically disadvantaged substandard housing areas... And they're broke, they don't have negative cash-flow position. They're fuckin' broke. Cause a lot of them fired. You know fired… Management wanted to curtail redundancies in human resources area so many people are no longer viable members of the workforce...

Smug, greedy, well-fed, white people have invented the language to conceal his filths. It's as simple as that. CIA doesn't kill anybody anymore, they neutralize people or they depopulate the area. Government doesn't lie, it engages in disinformation. Pentagon actually measures nuclear radiation by something they call sun-shine units. Israeli murderers are called commandos while Arab commandos are called terrorists. Contract killers are called freedom fighters. Well, if crime fighters fight crime and fire fighters fight fire, what do freedom fighters fight? They never mention that part of it to us do they?

George Carlin - Parental Advisory

Meraklısına: http://www.georgecarlin.com
Ayrıca: Bu Sitede Corc Karlin

George Carlin (1937 - …)

Amerikalı komedyen, düşünür, dünya tatlısı, zeki, örnek alınası insan. Sitesinde yer verdiği biyografisi "1937 Ağustosunda Curley's Hotel'de conceive olmuşum…" şeklinde başlıyor. Conceive fiili hamile kalmak/kalınmak anlamına geldiği gibi, idrak etmek/edilmek de dahil bir ton anlama geliyor. Hangisini kastettiğini bilemiyoruz zira usta kelimelerle çok zekice oynuyor. Onu anlamak için İngilizce bilmek lazım; bilmek derken, her Türk'ün, her turizmcinin, her amarigada okuyanın İngilizce bildiği gibi değil; İngilizce'yi anlamak lazım. Nokta.

[more]

12 Mayıs 1937 doğumlu ve ... dan da anlaşılacağı üzere, halen hayatta. Erken yaşta babasını kaybetmiş. 9. sınıfta okulu bırakmış. 1954'de ABD Hava Kuvvetlerine katılmış. 2 senelik askeri kariyerinde 3 kere askeri mahkemelik olmuş. 56'da bir yandan da DJ'lik yapmaya başlamış. İşte o aralar kendi deyimiyle: "karı kız ortamı görmüş"… 57'de genel terhisle ordudan ayrılmış. Profesyonel kariyerine başlamış ve 52 yıl devam etmiş… Ve ediyor.

Her ne kadar o Allah'a, tanrıya, isaya musaya vs. inanmasa da; Allah uzun ömürler versin kendisine. Allah başımızdan eksik etmesin. Allah ne muradı varsa versin ona. Hatta Allah onun hayatını, onun istediği gibi tersine çevirsin de, o emekli olarak doğsun, gençliğine kadar çalışıp kolunda bir altın saatle üniversiteli olarak kovulsun işten... Ve yaşamı bir orgazmla son bulsun. Tanıdık değil mi? İşte forward butonunu amacı dışında kullanmanıza neden o popüler espri, bu ustaya ait.

Şu anda ABD'nin tanınan bilinen, sevilen komedyenlerinden, yazarlarından, sitend apçılarından birisi. Esprilerini sadece cinsel organlar, kadın erkek, siyah beyaz, kentli köylü kontrastları ve yüzeysel şakalara dayandırmayan, güldürürken gerçekten düşündüren nadir komedyenlerden. Hatta komedyen mi, düşünür mü karar vermek çok zor.

1970'lerde bir radyo programında "Asla TV'de Söylenmeyecek Yedi Kelime" (Seven Words You Can Never Say On TV) başlıklı bir konuşma sırasında, Fuck kelimesinin TV'de yasaklı olmasıyla ilgili olarak yaptığı yorumu:

"Benden daha zeki insanlar şöyle demiş: 'Oğlumun iki kişinin birbirini öldürdüğü bir filmi seyretmesindense iki kişinin seviştiği bir filmi seyretmesini tercih ederim'. Katılıyorum, harika bir ifade. Keşke bunu ilk söyleyen ben olsaydım. Bu ifadeye katılıyorum. Katılmakla da kalmıyor, bir adım daha ileri gidiyorum: O filmlerdeki öldürmek kelimelerini sikle, sikmekle (Fuck) değiştirmek isterdim: Evet Şerif, artık seni sikmemiz lazım. Ama sikilmen yavaş olacak".

George Carlin ateist. Ama dallamalık olsun diye değil; dinin insanları kontrol etmek, özgürlüklerini ellerinden alıp onları normalde asla kabul etmeyecekleri bir takım işleri(*) yapmaya ikna etmek adına kullanılan bir araç olduğunun farkında olduğu için ateist. 10 emirle dalga geçtiği, birkaç espri arasında 40 50 (kanımca haklı) tespitte bulunduğu konuşmasını buradan indirip dinleyebilirsiniz. Elbette İngilizce (4 Ekim 2008, Türkçe çevirisini ekledim, okumak için tıklayın)… Konuşma içerisinde "tarihte tanrı adına öldürülenlerin sayısı, tüm diğer nedenlerle öldürülenlerin sayısından kat kat fazladır" diyor usta. İngilizce bilmiyorsanız, o kadarını bari bilin istedim.


(*) insan öldürmek, tanrı adına, vatan adına veya tanrının onayladığı başka bir "kutsal" görev adına cinayet işlemek, ya da bir avuç toprak, veya cennette sonsuz bir yaşam, ve saire ve saire ve saire için ölmek, ölüme gitmeyi kabul etmek

Meraklısına: http://www.georgecarlin.com

Ayrıca: Bu sitede Corc Carlin