Disclaiming the disclaimer

"Büyük şirketlerde" çalışan "kurumsal" olmuş arkadaşlarım var benim. Mesaj gönderiyorlar ara sıra, bazen, sık sık, hatta bazen günde on kere. Genellikle de sağdan solda tırtıklanmış "espri"leri gönderiyorlar. Hani paranız yoktur anneler gününde de, çiçekçiden bi buket çiçek yaptıramazsınız da, yol kenarından da olsa bir demet çiçek toplar götürürsünüz, buyur, sevgiyle, al, "tamam param yok ama en azından hayvan değilim" manasına takdim edersiniz Pazar ilavesine sarılı olarak ya (işte o çiçek ananın içini burar. Çocuk yaptık işsiz oldu, üstelik duygusal itoğlu it. Gey mi olacak başımıza… diye de düşündürür. Ama konu o değil). İşte arkadaşların gönderdiği de, "benim mizah duygum yok, internet highway'in kenarından derledim bunları" babında… Neyse göndersinler, iyi de oluyor. Malzeme ayağa geliyor kimi zaman da, hemen tüm maillerin dibinde o sinir bozucu "disclaimer".

Ya bu Türkçe'ye o kadar yabancı ki ben bile (mütercim olarak, ukala olarak değil) evet ben bile Türkçesini bilmiyorum. Ret beyanı herhalde bir tür. Sorumluluğu ret beyanı. Neyse ondan işte. Aşağıya geçiyom:

Bu e-posta mesajı ve ekleri gönderildiği kişi ya da kuruma özeldir ve gizlidir (gizliyse bana neden gönderdin?). Ayrıca hukuken de gizli olabilir (emin değilsin yani, güzel). Hiçbir şekilde üçüncü kişilere açıklanamaz ve yayınlanamaz (kim engelleyecek ki? Aha da yayınladım işte). Mesajın yetkili alıcısı değilseniz hiçbir kısmını kopyalayamaz, başkasına gönderemez veya hiçbir şekilde kullanamazsınız (alıcının yetkili olup olmadığını gönderen olarak senin kontrol etmen gerekmiyor mu gerizekalı?). Eğer mesajın yetkili alıcısı veya yetkili alıcısına iletmekten sorumlu kişi siz değilseniz, lütfen mesajı sisteminizden siliniz ve göndereni uyarınız (benim sistemime girdiyse kardeşim, benim olmuştur o). Gönderen ve ZOBADİZOYNK A.Ş., bu mesajın içerdiği bilgilerin doğruluğu, bütünlüğü ve güncelliği konusunda bir garanti vermemektedir (benim de sikimdeydi afedersin).

 

Allah aşkına aranızda hukukçu falan var mı? Ben bu metnin Türk hukukuna göre hiçbir geçerliliği olmadığından şüpheleniyorum. Yani eğer mevzun gizliyse, ya "yaradana sığınıp" göndereceksin öyle, ya da öncesinde bir gizlilik sözleşmesi imzalayacaksın. Gerisi yalan. Laf kalabalığı. Amerikalıdan alıp kopyalamışsın, Türkiye'de de olur sanıyorsun. Üstelik o koskoca şirketin nice şirketlerden büyük bir hukuk departmanı var, acaba onlardan birine sordun mu "bu bana olur mu?" diye.

Atatürkçü düşünce kalkmasını da bilir

Youtube'a tayyibin attan düşüş sahnesini koydum, canım sıkıldıkça açıp seyredip gülüyorum. Arada sazan da vuruyor oltaya, daha bir eğlenceli oluyor. Dallamanın biri "alın o beygiri Atatürkçü Düşünce Derneğine üye yapın" demiş. Nüktedan piç. Nüktedanlara piç denilmesi tesadüf değil; her nüktedan piç değilse de, her piç nüktedan oluyor; o yüzden. Her amcasından bir laf öğreniyor bunlar, laf mı yetişir. Neyse.

Tüm bu olanların sorumlusu benim aslında… Okulda "Atatürk dinsizüdü, sümme heaşaaa" diyen din hocasını Atatürk büstüyle dövmediğim için bu kadar dillendi bu dallamalar.

40 Years in Comedy II - George Carlin

Evet dostlar, söz yalana geldiğinde, hem de yalanın kuyruklusuna böyle; yalan vaatler ve abartılmış iddialar alanında gelmiş geçmiş en büyük ağır-siklet şampiyonu önünde hepimiz saygıyla eğilmeliyiz: dinden bahsediyorum. Kurumsal dinden. Rakipsizdir… Apaçık, aşikar, gelmiş geçmiş en büyük uydurma hikaye dine ait. Düşünün bir kere. Din insanları gökyüzünde yaşayan görünmez bir adamın varlığına inandırdı. Bu adam her gün her dakika her yaptığınızı seyrediyor. Ve görünmez adamın gönderdiği 10 kalemlik bir liste var; yapmanızı istemediği şeylerin listesi. Ve eğer bunlardan herhangi birini yaparsanız sizi sonsuza değin ateşler dumanlar arasında yanacağınız, işkence göreceğiniz ve zamanın sonuna kadar çığlık çığlığa acı çekeceğiniz özel bir yere gönderecek… Ama sizi seviyor. Sizi seviyor… Devam et durma, aow yeah!!!...