Kabak Çiçeği Gibi Açilmiş Saçilmişsun

Aristo Piyade Onbaşı Kamil (bundan böyle kısaca “Kamil”) sorar: Komtanım şimdi biz 1937’de felan bi Dersim Katliamı yapmışız Türk’ler olarak. Şimdi bunun kefareti olarak bi kas gevşetici alıp, Tayyibe uyup, kıbleye doğru domalıp kıçımızı jelleyip afedersiniz Kürtlere vermemiz icap etmez mi?

Komtan: Bak evladım, IQ puanı penis boyunun altına itilip kalmış, oyunu bir çuval kömüre satan AKP seçmeni çocuğum, madem ki Tayyip Erdoğan Fetullah Gülen’e sorar gibi sordun, cevap vereyim:

Şeyh Sait'e kadar tüm benzeri isyanları kanla bastırdık. Dersim'i neden kanla bastırmayacaktık ki? Dersimde kan akmış olması garip değil. Terör nedeniyle kan akmış (ve akacak) olması da garip değil. Garip olan Türkiye Cumhuriyeti'nin bunca zaman sonra tavır değiştiriyor olmasıdır. Ben açıkça, bundan rahatsız oluyorum. Ben Kürtlerin (ve tüm T.C. vatandaşlarının) tüm haklarının garanti altına alınmasından yanayım. Ama PKK'ya zerre hoşgörü gösterilmemesi taraftarıyım. Her PKK'lının idam edilmesi dileğimdir.

Kamil: Peki Komtanım malum parti barış diyor, siz hoşgörü gösterilmesin diyorsunuz.

Komtan: Bence bu aralar, şu yakınlarda, artık, nihayet her Türkün faşist ve her bölücünün bölücü olması gerekiyor. Sağlam bir paylaşalım bakalım kozumuzu. Askeri önlemden söz etmiyorum. PKK sempatizanı Kürt komşunun kapısını çalıp, gözüne kahvaltı bıçağı sokmaktan, halk tarafından yürütülen bir sivil katliamdan bahsediyorum. Bir Kristal Gece paklar bizi. Ve hamdolsun oraya doğru da gidiyoruz. Benim kınam hazır, kahvaltı bıçağım da.

Kamil: Hepimiz Mahzun türküleri söylesek hep birlikte “hepiimiiiiiz kardeşiiiiiiz” diye, hoş bir mutlu son olmaz mı? Cannes’da ödül almaz mıyız? Hatta Nobel Barış Ödülü(*)

Komtan: Naif olmayın arkadaşım. Vatan için ölünür, öldürülür. Üzücüdür; ama vatan böyle savunulur... Maalesef... Çok demokratız, çok "insan hakları savunucusuyuz" hepimiz. Ama maalesef, bugün bu topraklarda bir nebze özgür yaşayabiliyorsan bunu milliyetçi / kafatasçı / faşist / eli kanlı katil dediğimiz tiplere borçluyuz... Fatih İstanbul’u açılımla almadı; kanla aldı. Atam işgali açılımla denize dökmedi, kanla denize döktü. Bu vatan da (bu vatan olarak kalacaksa şayet), açılımla değil, kanla huzura erecek.

Kamil: kanla huzura ermek?

Komtan: Çelişiyor gibi görünebilir, ama öyle. Doğanın kanunu budur. Öl ya da öldür. Bu kadar. Avlan ya da av ol. Bu kadar. Bu adamlara karşı yumuşadığın zaman kaybedersin. Bölünmeyeceksin. Bölmelerine de müsaade etmeyeceksin. Klişe olacak ama, örnek: Yugoslavya. Klişe olacak ama, örnek: eski Sovyetler. Hele ki Sovyetler...

Dallama Ergen (Parazit): zaten hayvan kalmak icin evrimlestik... "daldan niye indik ki, hatta sudan niye ciktik ki?" cumlesi simdiye dek hic bu kadar anlamli olmamisti. Doganin kanunuymus, yemisim doganin kanununu… hayvanlığınızla mutluluklar.

Komtan: Hayvan senin beybabandır. Niye durduk yerde küfrediyorsun ki üstü kapalı üstü kapalı. Mamafih senin baban hayvan, ben de hayvanım. Ama sen "hayvanlığınızla mutluluklar" derken küfrediyorsun eşşoğlu eşek. Ve her kim ki burada bana "biz artıkın hayvan değiliz, evrildik bok olduk sik olduk medeniyiz biz" der, o dallamanın bana şunu izah etmesi lazım öncelikle: e be pezevenk, madem evrildin, neden hala mayınla, atom bombalarıyla, napalmle, AK47yle vırtla zırtla bölgeni işaretliyorsun acaba??? Medeni oldun da ne oldu? Sadece öldürmenin daha teknolojik biçimlerini icat ettin. Evrilmişmiş.

Kamil: Komtanım, bu sizin uygarlık tarifiniz mi yoksa arkaik bilgilerden mi bahsediyorsunuz? Avlan ya da av ol, öl ya da öldür falan.

Komtan: Arkaik falan hikaye. Tabiat bu. O arkaik falan senin kendi kafanda yaratmış olduğun bir takım sınıflandırmalar. bunun cilalısı cilasızı taş devrisi tunç devrisi yok. Avlan ya da av ol. Budur.

Kamil: Tüm bu söyledikleriniz bir önceki Bill Hicks yazınızla çelişmiyor mu?

Komtan: Bilmem. Çelişiyor mu?


(*) Adına barış ödülü verilen bu Alfred Nobel götünün dinamiti bulan adam olduğunu biliyor muydunuz?

Dürrük Cumhuriyetinde Askerlik Sorunsalı

Hoş geldin bilader. Bi çay al kendine ordan, geç otur şöyle. Bu format öyle kolay bitmeyecek, bari biraz geyik yapalım. Mekan kaave, ders hayat bilgisi…

Konumuz: Dürrük Cumhuriyetinde Askerlik.

Bilindiği gibi Dürrük Cumhuriyetinde askerlik bugüne kadar tartışmaya açık bir konu değildi. Ancak Dürrük Cumhuriyeti, yakın zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde eline alınca (dava dosyasını hehehe) artık bu konu da tartışmaya açıldı. Vatana millete hayırlı olsun. Devam et durma, aow yeah!!!...

Savaş Bir Katakullidir

Ben demiyorum. Amerika Birleşik Devletleri Onur Madalyasını iki kere haketmiş, Amerika Birleşik Devletleri ordusunun eski Orgenerali Smedley D. Butler söylüyor. Tam olarak şöyle söylemiş:

Savaş bir katakullidir. Hep de öyle olmuştur. Savaş muhtemelen en eski, kesinlikle en kârlı ve elbette en zalim katakullidir. Ve uluslararası ölçekte yürütülen tek katakullidir. Kazançların dolar cinsinden kayıpların ise insan hayatı cinsinden ölçüldüğü tek katakullidir. Sanırım katakulliyi en iyi “aslında insanlara lanse edildiğinden çok farklı olan şey” olarak tanımlayabiliriz. Sadece az sayıda “içeriden” insandan oluşan bir grup işin aslını bilir. Az sayıda insanın çıkarı için, çok sayıda insan feda edilerek gerçekleştirilir. Az sayıda insan savaştan çok yüksek kâr ve kazanç sağlar.

Ah Yivoona, Yivoonacığım, bana göster ama verme biraz. Memleketimi özledim!

Komtanım her türk asker doğar mı yaa? Komik değil mi biraz. Her Filipinli temizlikçi mi doğuyor o zaman… Ehü ehü ehü… Devam et durma, aow yeah!!!...