Sendai

 

Japonya’nın Miyagi Bölgesinin başkenti olan Sendai Şehri 17. Yüzyıl başlarında Date Masamune (伊達政宗) tarafından kurulmuş. Date Masamune daha önce Iwadeyama isimli bir yerde yerleşikmiş. Ancak şehri yeterince müstahkem bulmadığından, karargahını Sendai’ya taşınmayı uygun bulmuş.

Sendai ismi “Ormanın Şehri” anlamına geliyor. Resim dağlık bölümden şehre ve denize doğru çekildiği için yeşilliklerin büyük kısmı bu resimden görülemiyor ancak eskiden olduğu gibi bugün de gayet yeşil, gayet ağaçlık Sendai.

II. Dünya Savaşı sırasındaki Amerikan bombardımanında Date Masamune’nin kalesi de dahil, şehrin tamamı yok olmuş. 1945’ten sonra yeniden yapılandırılan şehir Japonya’nın kalan kısımlarından çok farklı. Yollar, caddeler daha geniş, şehir planlaması da daha modern. Japonya’nın genelinde ana yollar 2 ila 4 şeritliyken, Sendai şehir merkezindeki caddeler 3 gidiş 3 geliş, 6 şeride kadar çıkabiliyor.

Şehirde Japonya’nın en büyük 5. Üniversitesi olduğunu duyduğum Touhoku Üniversitesi bulunuyor. Daha çok teknik branşlarda iddialı olan Touhoku Üniversitesi’nin öğrencilerinin ciddi bir bölümü yabancı (Çinli ve Koreli ağırlıktaymış). Ayrıca tüm dünyada 8 kadar da kardeş şehri var Sendai’ın.

Şehrin gece hayatı biraz yavan geldi bana. Şehir Merkezi diyebileceğim Jozenji Dori etrafında pek çok restoran, bar ve kulüp var gerçi ama yine de ne Tokyo ya da Osaka’nın ne de İstanbul’un tadını vermiyor. Şehrin en ünlü yemeği gyuu-tan, yani dana dili. Izgarasını yapıyorlar, lezzetli oluyor. Ayrıca bir de Japoncasını hatırlayamadığım sığır kuyruğu çorbası var. Ben onu beğenmedim.

Doğayla iç içe olması, sıkış tepiş olmaması, havasının temiz olması, ulaşımının kolay olması, kalabalık olmaması, büyük şehir olmamakla birlikte teknolojiden de uzak olmaması Sendai Şehrini “kanımca” gördüğüm bütün Japon şehirleri içerisinde yaşanılabilir tek şehir yapıyor.

Date Masamune

Date Masamune

Resimdeki amca Japonya'nın Miyagi Bölgesinin başkenti olan Sendai Şehrinin kurucusu, Derebeyi Date Masamune. Miğferinin tepesindeki asimetrik boynuz benzeri nane Sendai Şehrinin sembolü olmuş. Masamune-sama'nın bi gözü kör. Zaten yaptırdığı kaleyi de II. Dünya Savaşında Amerikalılar bombalayıp yerle bir etmişler. Kalenin yerinde 2 tane duvar, bu adamcağızın at üzerinde bir heykeli, bir de ufak müzecik var. O kadar görülecek bir şey yok ki, Japonlar bu tarihi yere giriş için bilet parası bile almıyor.

Örümcek Sami

Örümcek Sami

Sendai'da, eski Kaymakam Evi'nin bahçesinde buldum bu yaratığı. Olympus FE-240 ile makro denemesi. Renklerinden kıllandım, fazla yaklaşamadım.

Taş gibi karılar

Sendai Futari

Şehri Sendai'da bir parkta bulduğum "Futari" (İkili veya İki Kişi) isimli bir heykel. 1983 yılında, adının kanjisini okuyamadığım, adı -ko ile bittiğine göre hatundur herhalde diye düşündüğüm bir heykeltraş tarafından yapılmış. Gidrayak çekildi. Daha iyi çekilebilirdi.

Çakma Hong Kong

Tokyo'daki Çakma Hong Kong

Bir alışveriş merkezinin bir katını Hong Kong sokakları gibi dekore etmişler. O kattaki tüm mağazalar Çin ve Hong Kong malları satıyor, tüm restoranlar çin restoranı. Üst kattan Olympus FE-240 ve tripod kullanarak çektim bunu. Yürüyen merdiven ve Hong Kong sokaklarını bir arada görmek ilginç geldi bana. Bir de tabelanın yanındaki saksı, çok otantikmiş. Shinji öyle söyledi.

Marikosana Kim Koydu

Geleneksel bir Japon evine girdiğiniz anda dikkatinizi ilk çekecek şey o sap saman kokusudur. Hasat sonrası buğday tarlasında gezindiyseniz hemen tanırsınız o kokuyu. Kokunun nedeni yer döşemesi olarak kullanılan 90 santime 180 santim ölçülerindeki hasır bloklardır. Bunlara tatami adı verilir. Ölçüleri standarttır ve bizdeki metrekare yerine, ev ve odaların büyüklüğünü belirtmekte de tatami birimi kullanılır.

4.5 tatami’lik ufakça bir Japon odasının tam ortasına kurmuşum kotatsuyu. Sırtımı pencereli duvara dayamışım ve her iki yanımdaki sürgülü duvarlara eşit mesafede oturuyorum. Sürgülü panel duvarlar kontrplak gibi hafif bir malzemeden yapılmış ve arkalarında dolaplar var. Sürgülü panellerin çerçeveleri kiraz rengine çalan doğal ahşap, boya ya da vernik yok, panel kısımları ise açık krem rengine boyanmış. Tam karşımda, bu odayla 6 tatami’lik diğer Japon odasını ayıran ahşap çerçeveli kağıt duvar bulunuyor. Yaklaşık 15 santimetreye 25 santimetrelik dikdörtgenlerden oluşan ahşap bir çerçeve; normalde camların takılı olması gereken kısımlar beyaz kağıttan. Genelde bunlardan iki tanesi yan yana kullanılır ve biri sabitken diğeri giriş çıkış sağlayacak şekilde kayarak açılır.

Bu kapıların arkasından, içeridekine fark ettirmeden ront yapmanın bir yöntemini öğretmişti eski karım. Bir parmağını ağzına sokup iyice ıslatıyorsun. Sonra o ıslak parmağınla kağıtta bir delik açıyorsun. Böylece kağıt yumuşuyor ve kağıttan normalde gece sessizliğinde duyulup fark edilmenize neden olacak o yırtılma sesi çıkmamış oluyor. Olur ya belki birden kendinizi 300 yıl öncesinin Japonyasında buluverirsiniz de bir çifti rontlamanız gerekir; bilginiz olsun.

Yalnızlığı dayanılır –hatta tercih edilir, kılan bir simetri vardır eski Japon evlerinde. Bütün açılar diktir, tüm çizgiler düzdür. Sessizce oturup boş bakarken hayatınızı gözden geçirmenizi sağlayacak ciddi bir perspektif vardır. O perspektif, bir bakımdan, hatta belki her bakımdan hayatın kendisini temsil etmektedir. Uzak bir köşede oturup gözünüzü normalde ufuk çizgisinin bulunması gereken yere dikip baktığınızda tüm o hatları görürsünüz. Arkanızda bir yerlerde başlarlar, dizinizin hizasından görüş alanınıza girerler ve giderek birbirlerine yaklaşarak uzayıp giderler. Aralarda tatamilerin üst ve alt kenar çizgileri bu diklemesine uzanan çizgileri enlemesine keser. Duvarlardaki sürgülü panellerin kenarları, kayar iç kapıların dik çizgileri ve iki odanın ortasında yerden tavana uzanan ahşap kiriş mekana üçüncü bir boyut katar ki tüm bunların bir parça kağıt üzerine özenle çizilmiş bir eskiz değil, içinde bulunduğunuz dünyanın ta kendisi olduğunu anlamanız da ancak böylece mümkün olur.

Ahşap sürgülü iç kapılar yaklaşık 170 ila 180 santim kadar yükselir; oradan yukarısı tavana kadar ahşap duvardır. O kısım da sürgülü dolapların panelleriyle aynı renge boyanmıştır. Boş bir Japon odasında –ki Japon odaları genelde boş olur, üç renk vardır: tataminin saman rengi, duvarların ve tavan kirişinin açık krem rengi, bir de kiraza yaklaşan doğal ahşap rengi… Ha, bir de tatamilerin kenarındaki yeşil ya da kırmızı işlemeler. Bu sadelik ayrı bir huzur katar ortama.

Ve bir de kotatsu var elbette. Bu fantastik dünyaya bir son dokunuş, bir rötuştur kotatsu. Her depresifin ihtiyacı, her eve lazım bir konfordur. Kışın insanın birası, sakesi bilmem nesi ısınmadan içi ısınıyor bu kotatsunun içerisinde. Peki nasıl bir şey bu kotatsu?

Şimdi bir sehpa hayal edin. Gerçi muhtelif ölçüde olanları var ama bizimkisi bir metreye bir metre olsun, tek kişilik, depresyon gibi. Şimdi sehpanın üstündeki tabla kısmıyla altındaki dört ayağını ve ayakları tutan iskeletini ayırın. Şimdi o dört ayağı tutan iskeletin tam ortasına elektrikli bir ısıtıcı monte edin. Elektrikli ısıtıcımızın bir de termostatı olsun. Sonra bu takımın üzerine elyaf gibi bir malzemeden mamul, ısı izolasyonlu bir battaniye yerleştirin. Battaniyenin üzerine de tam iskeletin üzerine denk gelecek şekilde tablayı koyun tekrar. İşte kotatsu böyle bir şey. Şimdi ısıtıcının fişini prize takın ve açın. Çoraplarınızı ve eşofmanınızı çıkarıp ayaklarınızı, bacaklarınızı, motor aksamı dahil tüm alt gövdenizi kotatsunun içerisine sokun ve battaniyeyi üzerinize çekin. İşte budur. Japonya’daki her evde bir kotatsu var. Çoğu evde başka ısınma yok. Giyiyorsun sırtına kalınca bir kazak, ayaklar ve alt gövde zaten kotatsunun içerisinde sıcacık.