Klip yapmayın klip!



Yukarıdaki şarkı acayip in buralarda. Öyle ki yarım saat kulağıma çalınmasa, "lan acaba uyaya-falan mı kaldım" diye düşünüyorum. Her diskoda her barda en fazla yarım saat arayla çalınacağına o derece inandırmış, şartlamışım ki kendimi geçenlerde bu konuda iddiaya girip, kaybedip, 18 yaşında bebelerle dolu dans pistinde üstelik bütün bir şarkı boyunca hip-hop dans etmem gerekti. Yo, yo, ahaa. Allah belanı vere Nastya (şarkıdaki Nastya'dan sözediyom).

Bi bok anlamadığım televizyonda kanallar arasında ışık hızında sörf yaparken denk geldim ben bu klibe. Önce "ahaaaa, bağlarbaşı çocuğudur bunlar kesin. grup vitaminoviç teheeey" diye dalga geçip, sonra göğüsleri fark edip, sonra şarkıyı dilime pelesenk edip, sonra alışıp sevip... Öyle işte. Vnature Rusça'nın hiphop argosunca "harbi" demek. Yani biri öbürüne harbi? diye soruyor öbürü de harbi diyor. Benim Rusçam o noktada bitiyor. Ne dedikleri önemli değil aslında. Klipte para ütüleyen kızın adı Nastya galba; memelerin adını bilemiyorum. Adres ve telefon numaralarına sahip değilim. Beni taciz etmeyin. Evet.

Klip süper ama. Bizden neden bu kadar başarılı klipler çıkmaz ben onu anlamıyorum. İnternette, youtube'larda bilmemnerelerde en çok faaliyet gösteren bir milletin evladıyız. Gamze Özçelik videosu her telefonda kayıtlı. Herkes Alı Kırcayı en az bir kere seyretmiş ve gülerek sandalyeden düşmüştür. Bir Ali Kırca ft. Gamze Özçelik çekilse mesela, reyting rekorları kırmaz mı?

Bizim malların işi gücü yok "Plan Yapmayın Plan"a klip yapıyorlar. Birisi karadenizli ülkücü tayfasına powerpoint sunumu ile video klip arasındaki farkı anlatsın artık...

Xmen İkiyim... (çok küfürlü, hiç başlama istersen)

Rüyanda sevgiliyi görürsün. Kan ter içerisinde kalkarsın yataktan. Göğsünde, kalbinin olması gereken yerde yumruk büyüklüğünde bir kor vardır. Çıkartıp atamazsın. Göğüs çukurundan başlayıp önce sırtını yakan, oradan giderek genişleyen, boynuna, oradan da omuz başlarına ve yüzüne kadar yayılan bir ateş basar. Başın ağrır, ağırlaşır… Tonlarca olur, boyun kasların titremeye, boynundaki damarlar giderek şişmeye, şişmeye başlar. Taa ki başını taşıyamaz olana değin. Başını dik tutmak için inanılmaz bir çaba harcarsın, titrersin, ter basar; ama yine de boynun ufalmaya, kısalmaya, başının ağırlığı altında ezilip omuzlarından aşağı, içerilerde bir yerlere doğru büzülmeye başlar. Başın yavaş yavaş bir kaplumbağanınki gibi vücudunun içinde kaybolur gider. Derin bir nefes almak istersin, nafile. Sanki 50 senedir sigara içiyormuşsun, kanser hastasıymışsın da ciğerlerinin yüzde bilmem kaçını kullanabiliyormuşsun gibi kesik, kesik, kesik… Derken içindeki ateş omuzlarından kollarına, oradan da ellerine, avuçlarının içine iner. Sanki avuç içlerinden yıldırım topları fırlatabilirmişsin gibi… [more]Xmen ikiyim, ecdadınızı sikeyim.

Böyle kalktım yataktan. Hırsla dişlerimi fırçaladım. İki kere fırçalıyorum her gün. Daha geçen hafta plak temizliği yaptırdım. Ama hayvan gibi sigara içtiğim için dişlerim yine sarardı. Ona hırsımdan, biraz da belki başka şeylere hırsımdan 10 dakika kadar diş fırçaladım. Sağlam bir duş aldım; iyi bir tıraş. Deodorant, temiz çamaşırlar ki belki 1 haftadır ilk defa. Hafif bir kahve eşliğinde birkaç sigara. Cüzdanımı kontrol ettim, 20 YTL’m var. Temiz giysiler, cüzdan, anahtar. Evden çıktım, bankaya uğradım. Hesabımdan 20 YTL daha çektim; kalan bakiye çekilemeyecek kadar az.

Cepte 40 YTL tam para; atladım dolmuşa; Taksim. Cebimde bir zarf, içinde anasına bir mektup. Bir gece önce fitil gibi sarhoşken, kısa mesaj olarak başlamışım, herhalde laf lafı açmış. Bugün ülkesine dönme ihtimali var; vereyim götürsün, anasının eline geçtiğinden emin olayım... Öyle çıktım işte evden. Köşedeki büfeden bir paket sigara, bir vivident aldım. Dişlerimin bu kadar çabuk sararmasına taktım bu aralar. Daha bir hafta oluyor temizleteli. Yine sarardılar. Günde iki kere fırçalıyorum üstelik.

Dolmuşla Taksim’e, oradan da Havaş servisi ile havaalanına. Havaalanına vardığımda saat dokuzdu. Dış Hatlar Geliş’te indim; 10 YTL ödeyip bir gül aldım, kırmızı. Çiçekçi kadın “Harika müşteri valla, geldi gülünü kendisi aldı, ben de parasını alayım bari. 10 YTL” dedi bana. Dendim. Denilmiş oldum. Teşekkür ettim, müşerref olmadım. Bye teyze. Bayan teyze. Sabah bir bardak çaya hasretken içimi bayan teyze.

Oradan eskalator marifetiyle üst kata, dış hatlar siktir oluş, gidiş, bir daha da bu ülkeye döneni… terminaline. Güvenlik kontrolünden geçtikten sonra neredeyse koşarak attım kendimi o büyük LED board’un karşısına. Hazreti board söyle bana, benden mal var mı bu dünyada? Yorum yok. LED board sadece muhtelif varış şehirlerini, uçuş numaralarını ve saatleri ezberlemiş. Onları kaydırıyor. Simferepol diyor TG205, 12:40… Anlaşıldı, uçuş 12:40’da, kontuar daha açılmamış. Kaba bir hesapla bir buçuk saatten önce de açılmayacak. Elimde gül, bana göz süzen göz süzene. Minsk uçuşu var Simferepol’den önce. Herkes sarışın, herkes motor.

Atıyorum kendimi Tepe Afken Kol Böreği ve Havalimanı İşletmeciliği ve Aptal Aşık Domalt Sik Ağzına Ver Şirketinin işlettiği kafeye. Bir sallama çay 4.50 YTL. Olsun, başka yerde sigara içilemiyor ki, sike sike verecez kanser harcını. 20 dakika ancak sabredebiliyorum; zincirleme dört sigara eşliğinde. Kaldırıyorum kıçımı, selamün aleyküm ya bilboard.

Önceki nöbetlerimden biliyorum, Tavrey C-5 kontuarından alıyor yolcularını. Board’da hiçbir bilgi olmamasına rağmen C-5’in tam karşısına oturuyorum. Elimde gül, üzerimde garip bakışlar. 10 – 15 dakika kadar sonra kontuara bir kadın geliyor. Çirkin, gözlüklü, sivilceli… Hemen hemen eşzamanlı olarak kontuarın arkasındaki LCD ekranda “İstanbul – Simferepol” ibaresi beliriyor. Kadının yanına gidiyorum, “bu gül ve bu zarf” diyorum, “yolcularınızdan biri için”. Bıraksam iletir misiniz kendisine? Niyetim dalavere yapıp onun bu uçakla gidip gitmeyeceğini önceden öğrenmek. Kadın her çirkin, sivilceli ve gözlüklü kadından beklenebileceği üzere tersliyor beni: “zarf almıyoruz biz; Suzan hanım var şurda, bilmem ne görevlisi, ona bir sorun”; insanda heves mi bıraktın amına koyiiim. Alt metinde “cinsel sorunlarım var benim. Beni dün gece kucaklayan, sevip okşayan olmadı. Tüm aşıklar düşmanım. Topunuzun amına koyayım” diyor bayan sivilce. Onu yalnızlığı içerisinde yıllar sürecek bir can çekişmeye terk ediyorum. “Estetik ameliyat asla senin yer hostesi maaşınla karşılayabileceğin kadar ucuzlamayacak” bile demeden, tam bir kayıtsızlık içerisinde.

Tam karşısına, B-7’ye oturuyorum; gözlerim check-in kontuarında. Gözlüklü haspa arada bir bakıyor bana. Evet ablacım, bu dünyada uğruna saatlerce havaalanında beklenen kadınlar da var ama sen asla onlardan biri olamayacaksın.

2.5 saat bekliyorum mal mal. Ne gelen ne giden. Gözlüklü, sivilceli ve çirkin kadın bıyıklarının (ki yemin ederim sözün gelişi değil, bildiğin bıyık işte) altından gülümser, chek-in kontuarını temizleyip yol alırken, ben de siktir olup terk ediyorum oraları. Sivilceli, gözlüklü ve çirkin kadının elinde bir takım uçuş kartları, benim elimde bir adet gül. Köşeyi dönüp de gözden kaybolunca boş bir kontuarın üzerine bırakıp gülü, koşarak uzaklaşıyorum oradan.

Böyleleri serbestçe sokakta dolaşıyor...

"Oh Ooo" dedi, "doktora komisyon ödemenin Fransa'da cezası var. Beş yıl hapis artı kayda değer para cezasına tabi". Sonra ekledi anasının amına bacaaamı soktuğumunun Fransızı, "tabi hapishaneler Türkiye'ninkiler kadar kötü olmasa da...". Yapıştırdım cevabı:

"Burada neredeyse yasal ve son derece yaygın bir uygulamadır. Doktorların koynuna karı sokan var... Fahişelik Fransa'daki kadar yaygın olmasa da..."[more]

Dönüşte Bostancı dolmuşu, iki tombul hatun orta sıraya oturmuşlar. Koltuk üç kişilik, ancak benim kıçımın yarısı sığmıyor. Hatunlardan birine dönerek:

- Obezite ciddi bir sağlık sorunudur.
- Anlamadım beyoğlum bişi mi dediniz?
- Götün diyorum teyze, kocaman...
- A aa aah.
- Sıkışın biraz. Kıçım uyuştu kısmi felç oldum artı vertebral ağrılar içindeyim.
- Ay terbiyesize bak ayol. şuncacık yerde... Hem nasıl konuşuyorsun sen bakiim.

Ayak kapıya dayanarak yapılan piston hareketi ile iki koca götü birbirine iyice sıkıştırarak kendi götüme yer açtıktan sonra:

- Here, isteyince oluyomuş dimi...
Aynadan ortama "konuşanın amına korum bakışı".... şşşş akıllı olun, çıt yok iyimi...

Derken çarpan kapının sesiyle kendime gelmişim.
- Hanımefendi rica etsem biraz kayar mısınız?

girecez yani AB'ye. götümüze yer etmek zor olacak amma

Şarabın Ga'zabından Kork... (Anonim)

Eski bizansta bir kiliseye bir karga dadanmış. Zangoç her çan çalmaya çıktığında bu karga çanın üzerine sıçıp kaçarmış. Zangoç, karganın tövbe tutmaz götünden usanıp durumu papaz efendiye bildirir. Papaz:

- Çık çanı ters çevir, içine şarap doldur. Bak bakalım yarın çanı çalmaya çıktığında içecek mi sıçacak mı, der.

Zangoç söylenileni yapar. Ertesi gün çanı çalmaya çıktığında karganın önce şarabı içtiğini, sonra da çana sıçtığını görür. Durumu papaza anlatır. Papaz, "ilginç" der, "yakalayıp getir bana o kargayı. Bir sorguya çekelim". (böyle bi imkan vardı da neden beklendi? o da ayrı bi konu tabi...)

Zangoç ertesi gün kargayı yakalayıp papaz efendiye götürür. Papaz efendi sorar:

- Olm, sen müslüman olsaaan şarap içmezsin, hristiyan olsaaan çana sıçmazsın. Sen necisin?

Karga cevap verir: - Men, men türk oğlu türkem meeen. Baaaaay

der ve uçar gider. Sonraları akepe'li olduğu, kimine göre meclise kimine göre çankayaya konduğu rivayet olunur (kaynak gelbanakon destaný).

---
çünkü fen'a kırmızıdır. Ahmet Kaya'nın bir cümlede hem gazap hem de fena kelimelerini, üstelik de aynı harfi, kürt faşistleri gibi yanlış telaffuz etmesi beni yıllarca rahatsız etmiştir Ahmet Kayanın bir kürt faşisti olduğu gerçeğinden çok. Neyse ki faşistler fani, faşizm değilse de... Kan tutar, tutan ölür...