Yılan Hikayesi (Anonim)

Soğuk bir kış günü adamın biri odunlukta odun kırmaktadır. İrisinden yeni bir odun seçer kendine, alır odunu. Bir bakar ki altında bir yılan çöreklenmiş. Yılan ortalık birden aydınlanıp soğuyunca şaşırır tabi. O soğuk havada oraya çöreklenip yattığına göre kafa dinlemek peşindedir. Rahatsız edildiği için kafayı kaldırır, “ne oluyor amına koyiim, rahat bi kış uykusu da mı çekemeyeceğiz şurada. Kapat lan üstümü, soğuk” der ama adamın tek anladığı tıssss. Karşısında kafasını kaldırmış tıslayan yılanı görünce panik olur. Elindeki baltayı panikle yılana indirir. Biraz aceleyle hedefi şaşırdığından biraz da doğası icabı yılan atik bir hayvan olduğundan yılanın kafasını tutturamaz, kuyruğundan böyle 10 santimlik bir bölümü uçurur. Yılan kanlar içindeki kuyruğuna bakar “aaa, ooo may gad” der ve bayılır. Kan tutmuş hayvanı.

Neyse, sonra bizim oduncu yılana acır. “Lan munis hayvanmış boş yere yaraladık garibi; cık cık cık” der ve hayvanı evine götürür. Yarasını sarar, sessiz sakin bir köşeye yılana yatak yapar. Yılan günlerce baygın yatarken adam ve adamın oğlu yılanı damlalıkla besler. Onca gün boyunca yılanın şuuru kapalıdır ama. Adam ve oğlunun Greenpeace çabaları ve özenli bakımları sayesinde birkaç hafta sonra yılan kendine gelir. Gözlerini bir açar… Lan karşısında bir insan. Şöyle bir hafıza taraması yapar ayaküstü; ortalık kararmadan önce son gördüğü kuyruğuna inen bir balta ve o baltayı tutan insandır. Kuyruğa bakar; uçmuş, demek ki hatırdakiler rüya değil. Derhal dalar karşısındaki insanoğluna. Cansız yere serer oduncunun oğlunu. Lan kaza süsü mü versek, intihar mı? Polisti bilmem neydi başımız ağrıyacak şimdi demeye kalmadan oduncu içeri girer, oğlunu yerde cansız yatarken görür. Koşar ağlayarak, isyan ederek sarılır oğluna. Yılan geç de olsa durumu anlar tabi. Derhal adamı da sokar. Ardından “bende bu kuyruk acısı, sende de bu evlat acısı olduğu sürece biz dost olamazdık” der ve muzaffer, en azından sağ, bir edayla kadrajdan çıkar gerçekçi kahramanımız.

Yuşçenko İlkeleri ve Ukrayna İnkılap Tarihi

Önemli Not: Bu yazıyı okumakla amnezi hastası olduğunuzu peşinen beyan ve taahhüt etmiş sayılırsınız. O kadar ki okumanız bittiğinde burada yazılı olanların hiçbir kelimesini savcılığa suç duyurusunda bulunmak, mahkemede aleyhimde delil olarak kullanmak veya kullanmaya yeltenmek ve/veya (hatta ille de) başkalarını bu ve benzeri fiillere teşvik etmek maksatları da dahil, ancak bunlarla da sınırlı olmamak kaydıyla hiçbir maksatla hatırlamayacak kadar unutkansanız bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. [more]

Aksi taktirde bu yazıyı okumayı şu an durdurun. Bu yazı şahsımın fikri mülkiyetindeki bir metadır ve erişim, "salt okunur" erişim bile, yukarıdaki ön beyanın baştan kabul edildiği durumlarla sınırlanmıştır (Not hakkında Not: amnezi de olsan bu beyan ve içeriğini unutmayacaksın! IP'ni biliyorum, evinden aldırırım. Çocuğunu keserim).

Kısaltmaları ben kısaltmadım, anlamlarından sorumlu değilim. Hemen ardından parantez içerisinde açılımı yazılı olmayan hallerde, bu yazıda geçen CIA kısaltması Cennet Mahallesi İstimlak Alanları anlamındadır; cümle içerisinde kullanıldığında anlam ifade etmediği durumlarda ilgili anlamsızlık "banko yazım yanlışından kaynaklanıyor" kabul edilmelidir. Hatta Amariga Birleşik Devletleri'nde CIA diye bir örgüt yoktur, hiç olmamıştır, olması da mantıksızdır (American Intelligence... what an oxymoron).

Ukrayna'da günümüz tanımıyla devlet, ya da ulus devlet olayı dokuzuncu yüzyıla dayanıyor. Dokuzuncu yüzyılda kurulan Kiev Rus devleti on üçüncü yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş. Anlatan Ukrayna'lılar o dönemde bu devletin Doğu Avrupa'nın lider gücü olduğunu iddia etseler de bu devletten bizim hiç haberdar olmayışımız Kiev Rus'un gücünün ne derece gerçek ne derece lider olduğu konusunda fikir veriyor…

CIA tarafından kaleme alınıp Ukraynalı'lara yutturulan "milli tarih" haricinde öyle pek milli bir tarihi yok aslında Ukrayna'nın. 9. yüzyılda bir devlet kurulmuş (ki yüzölçümü bizim Bakırköy kadar), sonra Moğol istilası olmuş. Bi ton tatar yerleşmiş buralara, Stalin'den kurtulabilenleri hala burada yaşıyor. Sonra moğollar gitmiş Polonya'lılar işgal etmiş burayı. Arkasından 16. yüzyılda Kozaklar ayaklanmış, hatta ayaklanmakla kalmayıp Ukrayna Kozak devleti bile kurmuş herifler. Sonra Polonya - Ukrayna Federal Erki başlamış bu topraklarda. Ardından Rusya ile Polonya arasındaki kapışma Ukrayna'yı Polonya ile Rusya arasında bölen bir antlaşmayla son bulmuş… Bugünkü Ukrayna Rus yönetimine geçmiş, o günkü Ukrayna'nın bir bölümü olup da bugün Romanya dediğimiz topraklar Polonyalılarda kalmış.

18. yüzyılda bir ara Kuzey Ukrayna Avusturya İmparatorluğu'nun eline geçtiyse de pek uzun sürmemiş işgal… 1917'deki Rus Devrimi'nden sonra bir federe cumhuriyet kurma girişimi olmuş ama sonra ülke Doğu ve Batı diye ikiye bölünmüş, akabinde içki masasında öpüşülüp barışılmış. Ardından Ruslar 1920'de kontrolü ele almışlar. Stalin'in votka masasında Hitler'e "Adolp, Ukrayna senin köpeen olur olm, vur dönsün" dediği Atatürk'ün XXX şehrini bir büyük rakıya verecek olması kadar yalandır ama yine de bir Alman işgali olmuş olmalı ki o aralar, Kiev'deki bütün binalar Alaman yapımı gibi duruyor.

Sonra yine Ruslar… Taa ki 1991'deki Perestroyka'ya kadar. Kısacası tarih boyunca her gelene aleyküm selam demiş, ülkesini açmış misafirperver Ukraynalı. Ben öyle anladım.

1991'in başlarında, Rusya büyük millet meclisinde ihale meselesinden çıkan bir kavgada kafasına votka şişesini yiyip kafayı yarmış ve estetik ameliyat parası denkleştiremediği için komünizme içerleyip "kapitalist oldum beaan" diyerek kafada lekeyle televizyonlarda görünen Gorbaçov adında yarı deli bir adam aralarında Moldova, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan gibi tüm boktan diyarlara ek olarak Ukrayna'nın da bulunduğu bir dizi problematik bölgeyi "Sittirin gidin başınızın çaresine bakın. Artık silah mı satarsınız, karı mı satarsınız, orospuluk mu yaparsınız; ne yaparsanız yapın. Bu ekonomi sizi kaldırmıyor; mutfağı kapattık. Paydos" diyerek streettiğinde sike sike bağımsız olmuş Ukrayna. Ukrayna Parlamentosu önce "sarhoştur, ayılınca unutur" diyerek beklediyse de bir kaç ay içerisinde durumun ciddiyetini kavrayıp 24 Ağustos 1991'de "bağımsızlık" ilan etmiş (işte o tarih bu tarih, Ukrayna bağımsız).

Gel velakin bağımsız Ukrayna'nın bir tarihi, kendine özgü bir dili, hatta dini yokmuş. CCCP'i (Es es es er okunuyor) en nihayetinde bölen ABD, eski Rus cumhuriyetlerinde komünizmin tekrar hortlamamasını temin etmek adına bu devletlerin din, dil ve kültür gibi eksiklerini tesis ve kara para ihtiyaçlarını temin etmeyi kendisine görev edinmiş. Ukrayna'da CIA oyunları ile (dünyada belki de ilk defa) "bağımsızlık ilanından" SONRA vücut bulan bir milliyetçilik yaratılmış; bir ulus devlet yaratıldı havasıyla. O dönemde Ukrayna'nın Sovyetlerden kalan mühimmatla taş gibi kızları haricinde herhangi bir özkaynağı bulunmadığından, derhal likidite yaratma planlarına girişilmiş CIA tarafından (CIA = Cash In Advance). Mühimmat bugünkü Puşt hükümetini destekleyen Cumhuriyetçi silah tüccarlarına peşkeş çekilmiş, elde edilen gelir Kiev'de elit ve milliyetçi bir çekirdek zümre yaratmaya harcanmış. Silah ticaretinden pay alamayan gariban halk karı satmaya ya da kendini satmaya –veya burada tanıdığım diğer iyi niyetli halk gibi, kemer sıkmaya başlamış.

Bağımsızlık tarihinden itibaren Ukrayna sürekli Rusya ile Amerika arasında gidip gelmiş. Herkes havuç göstermiş Ukrayna'ya. (Rusya'dan yüz bulamayıp bezip, küskünlükle naçar milliyetçi elit zümreye yaklaşanlar hariç) tüm Ukrayna halkı kendisini Rusya'ya daha yakın hissederken devletin her kademesi milliyetçi ve Amerikan sempatizanı. Nasıl olmasınlar? Bugünün Ukrayna Hükümeti varlığını kelimenin her anlamıyla Amerika'ya ve CIA'e borçlu. Ukrayna'da ciguli (1970lerin Murat 124'ü) sınıfı kırık dökük arabalarla Lexus, Bentley, BMW sınıfı lüks otomobiller haricinde şöyle orta sınıf otomobil yok gibidir. Ciguliler halk çocuklarının, Lexus'lar Bentley'ler Amarigancı o… cocuklarınındır.

2004'ün sonlarında Ukrayna seçimlerini Rusya taraftarı Viktor Yanukoviç kazandıktan sonra yüzü gözü şişmiş, içinin pisliği dışına vurmuş bir adam olan Yuşçenko CNN'lerde boy gösterdiğinde, "seçime fesat karıştırdılar, üstelik içkime ilaç koyup beni afedersiniz ziktiler, ilaçtan yüzüm gözüm şişti. allah çarpsın" diyerek rakibi olan Yanukoviç'i yurt dışına şikayet ettiğinde ben Türkiye'deydim. Olaya CNN'den tanık oldum. Halk sokağa döküldü Ukrayna'da. Geçen yıl Ukrayna'yı örovizyonda temsil ve rezil eden komedyen Serduçka'nın (o şorolo aslen komedyendir; cem yılmaz falan gibi arada şarkı söyleyen bir tip yani; yayınlanmış bir albümü yok) ayn svay dray klibinin çekildiği, Rusça – Ukraynaca çelişki ve çatışmaları yüzünden halen Kievski'lerin bile kreçatik mi hreçatik mi olduğunu bilemediği meydanda kamplar kuruldu. Yemek yemeye para bulamayan Ukraynalı işini gücünü bırakıp da Beserabka'da günlerce çadırlarda yatıp "demokrasi"lerine sahip çıktığında hepimizin tüyleri ürperdi. Böylesi delikanlı bir harekete neden turuncu devrim gibi lubunya bir isim uydurulduğunu hiçbirimiz anlayamadık. Meğer adamların bir bildiği varmış…

Şu an dönüp baktığımda Ukraynalı'nın demokrasisine sahip çıkışı hapishane mahkumlarının prangasına sahip çıkması kadar abuk subuk geliyor bana. 2004 seçimlerini Rusya taraftarı Yanukoviç kazandığında CIA'yin fiştiklemesi, hatta düpedüz ön ayak olmasıyla başlıyor aslında ayaklanmalar. O derece ki, işsiz güçsüz kesime günlük 10 dolar gibi Ukrayna ekonomisine göre deli para rakamlar ödenip, sandviçler votkalar ikram edilip amariga tarafından dolduruluyor o meydan. Maksat Ukrayna Rusya'ya doğru kaymasın. Bir taraftan da Ukrayna'da milliyetçiliğin geliştirilip tutundurulması için çalışmalar sürüyor. Önce bir tarih uyduruluyor Ukrayna'ya, müstakil ve Ruslardan ari ve kanımca kendinden menkul. O tarihte Ukraynalı'nın kahramanlığından dem vuruluyor. Bir de kahraman bulunuyor on sekizinci yüzyıldan mı ne; Taras Şevçenko diyerek. Bizdeki Atatürk Caddesi, Atatürk Bulvarı, Atatürk Anıtı... nasıl bitmezse Kiev'de de Taras Şevçenko'nun anıtlarının, müzesinin, sokağının, caddesinin sonu gelmiyor... Altı üstü şair herif, Köroğlu falan gibi bişi yani abartacak bi olay da yok aslında. Ama kültür yaratılacaksa, kahraman şart.

Sonra dil yaratılmaya başlanıyor. Amariga ve Kiev’li taraftarları tamamen uydurma, etimolojisi, kökeni şüpheli, mantıksız bir dil yaratıyorlar. Kimlerin götünden çıktığını bilemeyeceğim ama Ukraynaca yaratanlarının hayal gücünün sınırlı oluşundan feci halde muzdarip. Şöyle ki, Rusça meyve suyu anlamına gelen "sok" kelimesi alınmış, Ukraynacaya "sik" olarak kopyalanmış. Rusça "sol", yani tuz, Ukraynacada "sil" oluyor (elbette karaktersiz Ukraynalı bu konuda bile tavrını tam koyamadığından tüm meyve suyu kutularının bir tarafından sok diğer tarafında sik yazıyor). Benzer örnekler saymakla bitmez ama herhalde bu kadarı fikir vermeye yetmiştir. O derece mantıksız ve asılsız ki Kiev dışında halk hiç sahiplenmemiş bu dili; hatta anlamıyorlar ve hala Rusça konuşuyorlar.

Kırım’da örneğin kimse, devlet daireleri ve okullarda çalışanlar haricinde hiiiç kimse Ukraynaca bilmez halen. Rusça konuşulur burada. Bizimkilere nerelisin diye sorulduğunda Rusum derler. Evde öğretmenlik eğitimi alan küçük kız kardeş haricinde hiç kimse Ukraynaca anlamaz. Devlet dairesine işiniz düşünce yandınız: bütün formlar, duyurular, panolardaki mesaj ve talimatların tümü Ukraynacadır. İşimizi halledemeyip geri döndüğümüz olmuştur. Düşünsenize devlet, halkının dilini konuşmayı reddediyor… Bunun sebebi Kırım'ın gerçekten de Ukraynalı'dan çok Rus olması.

Benim şu anda yaşadığım Sivastopol, Sovyetler Birliği zamanında Rus'yanın karadenize, oradan da diğer denizlere açılan kapısıymış. Ama ticari maksatla değil tamamen askeri ve stratejik amaçlarla kullanılıyormuş. Bizim her gün denize girdiğimiz plajın hemen yan koyu aslında nükleer denizaltı üssüdür. O dönemde bu bölge dışarıya tamamen kapalıymış. Ukraynalı'lar ya da Ruslar bile giremezmiş. Sadece burada görev yapan askeri personel ve onların aileleri burada yaşarmış. Dolayısıyla bugün burada yaşayanlar da o dönemin Rus askeri personelinin aileleri, çocukları ve torunları. Yani Rus oldukları yalan değil. Bu bölge Ruslar için hala bir jeopolitik öneme sahip olsa gerek ki Ruslar Kırım Yarımadasını hala istiyor. Hatta dönem dönem bu taleplerini dile getirmekten de çekinmiyorlar. En son iki sene önce istediklerini, babayı alınca da Ukrayna'nın Rusya'dan aldığı doğalgaza yüzde üç yüz zam yaptıklarını hatırlıyorum. Elin komedyeninin örovizyona çıkıp "raşa bay baaay" diye çığırması da bundan. Serduçka'nın saçma sapan ama akla yapışan şarkısında fondan "raşa bay bay" gibi bir şey tekrar ediliyor sürekli. Komedyene Russia Bye Bye mı dediği sorulduğunda, "yok lan, raşa değil naşa bay bay olm o" diye cevap veriyor. Benim CIA gibi bişi herhalde…

Ben bu saatte neye darlanıp Ukrayna tarihi yazmaya kastırdıysam... Bana ne ukraynanın tarihinden kardeşim. Sokarım Ukraynasına, hatta Ukraynaca da söyleyeyim tam olsun: sikerim Ukraynayı… Kısacası demem o ki Amariga isterse Yuşçenko'yu başkan da seçtiriiiir, elin yasaklı tarikatçısını mahpustan çıkarıp Siirtlerden vekil göstermek suretiyle senin başına başşşbakan da yapar –hem de iki kere. Bisikim de diyemezsin. Anarchy Rulez! Siktiret.

1 Elma 1 Newtonsa, Bir Buçuk Acılı Dürüm 2 Fındık Lahmacun Kaç Mahodur?

Sorun çözümleme konusundaki yaklaşımlarımız farklı. Erkekler sorunları farklı biçimde ele alıyorlar, kadınlar çok farklı. Üretilen çözümler de o ölçüde farklılık gösteriyor haliyle. Erkek sorun yaratmaz ki sorun çözümlemekle uğraşmasın. Kadınsa ortada sorun yoksa rahatsız olur. Genelde kendi yaratmış olduğu sorunları çözümleme biçimiyle övünmekle meşguldür. [more]

Tuvalet alışkanlığı örneğin: erkek klozet kapağı kaldırmaz. Hatta o kapağın oraya neden takılmış olduğunu bile tam açıklayamaz hiçbir erkek. Ta ki evlenene kadar... Kapağın kalkması konusundaki talepler -ve giderek şikayetler, dayanılmaz hal almaya başladığında kapak kaldırma alışkanlığı edinilir ama nedeni anlaşılamadan: "hayır, sen kullanmadan önce indir, kullandıktan sonra kaldır, kalkık dursun. Ben neden kaldırıyorum?" diye düşünse de, erkek naçar kabullenir kapak kaldırmayı.

Ancak ondan sonra da şikayetler "ya, kapağı indirmeyi unutmuşsun" şeklini alır. Tekrar indirilecekse neden kaldırılıyor? Ben o sorunu kapağı hiç kaldırmayarak kökünden çözmüştüm 20 küsur senedir. Kaldırma konusunu gündeme getiren sensin -- diye düşünürsünüz. Kadın önce sorun yaratır, sonra o sorunu çözmekle cebelleşir durur.

Benzer bir durum da mutfakta yaşanır. Giresimiz olmaz bizim mutfağa pek. Tercihan mutfaktan arzu ettiğimiz şeylerin, gönlümüze göre harmanlanıp, gerekiyorsa pişirilip, arzu ettiğimiz kompozisyonda ve arzu ettiğimiz saatte, yine arzu ettiğimiz mekanda -genellikle televizyonun karşısı (futbol, playstation, DVD, porno… tüm eğlenceler televizyonla alakalı, biz ne yapalım) önümüze getirilmesi en idealidir. Öyle ya, senle neden evlendik, erh evlendim yani (lan evlendim dedim tüylerim ürperdi. Allah korusun. Bekarım, halim vaktim yerinde kumarım yok, alkolü de bıraktım. Bekar bayanlara buradan selam ediyorum). Bunları yapma sorumlusu kişiye geçici süreyle ulaşılamadığında köşedeki dürümcü aranır, benzer şekilde, arzu edilen saatte arzu edilen yemeğin arzu edilen şekilde arzu edilen mekana getirilmesi sağlanmış olur. Voila! (saç boyası değil, işte bu kadar anlamındaki voila! Kadınlar...).

Erkeğin mutfağa girmesi için şunlardan en az birinin doğru olması gerekir:
a) Angelina Jolie mutfak önlüğüyle -sadece mutfak önlüğüyle, "yemeğini yaKtım, gel al" diye mutfaktan çağırıyordur,
b) a'dakine benzer bir durum akla gelmiştir de Angelina Jolie'ye o anda ulaşılamamıştır iç geçirilerek evdekiyle idare edilecektir,
c) su borusu patlamıştır,
d) Angelina'nın borusu patlamıştır -ya da patlatmışınızdır kasten. sizi allahsız sizi...
e) Angelina Jolie akşam yemeğe geliyordur, ya da
f) artık tahmin etmişinizdir...

Neyse mutfak diyordum. Kadın erkek birlikteliğinin dört duvar arasında vücut bulduğu, "lan seksi de tükettik acaba bebek mi yapsak?" mallığının bile artık akla yakın görünmeye başladığı umutsuz birliktelik yuvalarında (hukukta kısaca evlilik yuvası deniyor, aslen açılımı budur) kırk yılda bir mutfağa girildiğinde de her şeyin "bulunduğu gibi" bırakılması gerekecektir. Umumi tuvalet mi lan burası? O zaman ben de evyenin altına "buraya çöp döken şerefsiz evladıdır" yazayım...

Erkek sorun yaratmaz, çözümlemekle de uğraşmaz. Mutfakta biriken çöpleri dert edinmezseniz çıkarılıp atılacak çöp sorununuz da olmaz, kapıcıyı daha kreatif maksatlarla kullanabilirsiniz (örneğin: aşağıdan 12 ellilik bira iki malbuş bi Maxim kap bana). TV sehpasının üzerine dantel örtü koymazsanız simetriyi kafanıza takmazsınız, düzeltmeye uğraşmazsınız, örtünün kenarı kalkıp da sehpanın ne kadar toz topladığı belli olmaz ve üzerine bira dökülemez…Nooo proplem.

Eve ayakkabılarla girmeyi alışkanlık edindiğinizde eve ayakkabıyla giren bireyin ayak izleri diğer bireylerinki ile harmanlanıp onlara karışacağından hangi sikimin belli olmayacak ve durum eskisi kadar göze batmayacaktır. İpek halılar mı? Ayakkabıyla girilen eve neden ipek halı konulsun ki? Saray mı burası?

Amarigalılar kadın ömrünün 30 senesini ideal erkeğini aramakla kalan 30 senesini de o ideal erkeği değiştirmeye uğraşmakla geçirir diyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun yerel değil global. Brad de aynı sorundan muzdarip yani.

Sokarım PMSine - Part Tuu

Neden abartırlar anlamam, alt tarafı kan… Özel günmüş, hah!.. Nesi özel kızım? Herkes görüyorsa o zaman o kadar özel bi tarafı yok.

İşin daha ilginci, eskiden yoktu bu piemes tribi falan. Eskiden adet dediğin (ki o zamanlar muayyen gün deniliyormuş) kadınla kadın bağı arasında kalırmış. Kadın gayreti gufranla, şimdinin zibidi kadınları gibi millete ilan etmek yerine gizli saklı tutarmış kanamakta olduğunu (içim kalktı Allah belanı vermesin). Şimdi o tamponlar "en tabi haklarıymış" gibi konuluyor çamaşır makinesinin üzerindeki (hayatımıza zorla sokulan bir diğer unsur olan) dekoratif sabunların yanı başına. Kanlı pedler birer ültimatom gibi bırakılıyor kullanılmış tuvalet kağıdı sepetine.

Her şey bu şerefsiz televizyon reklamları yüzünden. Hele bir tanesi var ki şimdiye kadar yapılan bütün o yüzsüz zırvalığın üzerine tüy dikti resmen. Önce hanım kızımızı görüyoruz araba niyetine kullandığı o göt kadar, eciş bücüş mekanik ziyanlığının içerisinde; yeşil ışıkta trafiği tıkıyor. Görmediğimizse o anda muhtemelen dikiz aynasında makyajını tazeliyor ya da bir kız arkadaşıyla Mango'daki indirimden konuşuyor olduğu. Arkadaki otomobil içerisinde muhtemelen (işe yetişmek veya zar zor zaman bulup ayarlayabildiği halı saha maçına geç kalmamak gibi) gerçek hayat sorunları ile cebelleşmekte olan bi kardeşimiz var. Adam haliyle trafiği tıkayan kadına korna çalıyor. Öndeki yüzsüz kadın ne yapsa beğenirsiniz? Özür diler şekilde sağ elini kaldırıp dikiz aynasından "pardon beyefendi" türünden bir kafa işareti yapacağına, arabadan inip işine yetişmek gayretiyle korna çalmak dışında kimseye höt dememiş kardeşimizin kafasına molpedi yerleştirmesin mi?

İlk seyrettiğimde "abooo" diye kalıvermişim böyle. Saygısız, terbiyesiz, sorumsuz, haysiyetsiz kaltak kanıyor olmasının arkasına sığınıp yüzde yüz haklı adamcağıza posta koyuyor bir de… Adam seninle sevişmek mi istedi ki sen mazeret beyan eder gibi kadın bağını fırlatıyorsun adamın kafasına? Kanıyor olman trafiğe çıkmana engelse hiç oturmasaydın o aracın içine, hadi oturdun kırmızı ışığa kadar kullanmasaydın. Oraya kadar kullandıysan yeşil ışık yandığında da bir zahmet çekeceksin arabanı.

Bu reklamın tersinin yapıldığını düşünsenize: Adam ön taraftaki pick-up'ı içerisinde bira içip telefonda arkadaşıyla haftanın futbol sonuçlarından konuşuyor olsun da kadın arkadan korna çalsın. Erkek de inip 50'lik bira kutusunu (tercihan açılmamış) kadının şakağına ekleştirsin mesela. Makyajlı ablaların mavi ekran verdiğini, fındık kadar beyinlerin "sosyal sorumluluk ihlali" diye yanıp söndüğünü görür gibiyim…

Şuba

Malzemeler (6 – 8 kişilik)
Lakerda, 200 gr
Pancar (ya da pancar turşusu), 3 adet ufak
Patates, 5 adet ufak
Havuç, 2 adet ufak
Salatalık, 2 adet iri
Yumurta, 4 adet
Kuru Soğan, 1 adet büyük, beyaz
Mayonez, bolca

Pancar ve havuçlar temizlenir, haşlama suyuna 4-5 kesme şeker ilave edilerek bir büyük tencere içerisinde haşlanır. Ayrı bir tencere içerisinde patatesler ve yumurtalar haşlanır. Bu malzemeler iyice haşlandıktan sonra soğumaya bırakılır. Yumurtaların sarısı ve beyazı ayrılır. Beyazlar ince ince kıyılır, sarılar ufak parçalara kesilp bir süre bekletildikten sonra (kuruduktan sonra yane) iyice ufalanır.

Her malzeme rondoda veya elde ince ince kıyıldıktan sonra aşağıdaki sıralamayla bir tabak içerisine yaklaşık 1er santimlik katmanlar halinde döşenir. Her katmandan sonra çok ince bir kat mayonez sürülür.

9. Yumurta Sarısı
8. Mayonez
7. Pancar
6. Havuç
5. Salatalık
4. Yumurta Beyazı
3. Soğan
2. Lakerda
1. Patates
(1 en alt, 9 en üst katman olacak)

Hazırlanan Şuba özlenmesi için buzdolabında 1 gün kadar bekletilir. Afiyet olsun.

Önemli Bazı Notlar:

  • Pancar boyar madde içerir. Kıza hava atacağım diye pahalı bir takım veya ipek bir rope de chambre ile hazırlamaya kalkarsanız meydana gelebilecek zarar ziyan için mesuliyet kabul etmem.
  • Hayatınızı kolaylaştırabilecek bir cümle: "Hayatım arkamdan mutfağı temizlemeyi kabul edersen sana denişik bişi yaparım".
  • Katmanların yerini değiştirmek isteseniz bile ilk üç katmanın sırasını bozmayın. Soğanın lakerdanın üzerinde, lakerdanın da patatesin üzerinde olması önemli.
  • Elle çalışacaksanız keskin bir bıçak şart.
  • Düz bir pasta kalıbının içerisine bolca mayonez sürüp yukarıdaki malzemeleri tersten (pancardan başlayıp patatese kadar) döşemeyi, daha sonra bir pasta tabağına ters çevirmeyi ve yumurta sarısını ondan sonra serpmeyi deneyebilirsiniz.
  • Rakı mezesi olarak deneyin. Mükemmel, dengeli tadının yanında, mayonezin içeriğindeki yağ, küp gibi içseniz bile masadan ayaklarınızın üzerinde kalkabilmenizi sağlar (Rusların bi bildiği var).

Zackary White'a Sorular

Sayın Zackary Hocam,

TV’deki konuşmanızı dinledikten sonra islama dönüp dönmemek konusunda kararsız kaldım. Bu çok önemli kararı vermeden önce size bir takım sorularım olacak. Cevaplarsanız sevinirim:

  1. Huriler rus mu olacak türk mü? Rus olacaklarsa türkçe bilecekler mi? Nasıl anlaşılacak? Öbür tarafa gidenlere giriş seviyesi rusça dersleri verilecek mi?
  2. Bu dünya şınav dünyası dediniz; ben hepi topu 5 şınav çekebiliyorum. Cennete girme şansım hiç mi yok?
  3. "Kevser şarabı var, içkilerin en güzeli” buyurdunuz. kevser otu, kevser tozu vs. de var mı? Nereden, hangi torbacıdan edinilecek?
  4. İnsanı sorgulayan sorgu melekleri olduğu gibi, yeren yergi melekleri (örn. "allaaam bu haluk var ya şerefsizin tekidir"), öven övgü melekleri (örn. allaaam bu haluk var ya, on numara delikanlıdır") var mı? Sorgu meleklerinin sordukları sorular doğrultusunda karar veren yargı melekleri var mı? EN önemlisi öbür tarafta vergi ve vergi melekleri var mı?
  5. Benim ailem müslüman olduğundan küçükken bana sorulmadan sünnet ettirildim. Daha sonra Budist olduğumda düzelttiremedim kaldı öyle. Şimdi tekrar Müslüman olurken farz ettirmem gerekiyor mu yoksa sünnetli mi kalsın?

Vereceğiniz bilgiler için şimdiden teşekkür ederim.

Saygılarımla
Haluk Bin Ortaparmak
Mümin Adayı

Ukrayna Matematiği - Haluk et al, bir de büyük rakı

"Matematik evrenseldir" gibi büyük laflar eden matematikçiler götümü yesin. Sen bilmem kaç bin ışık yılı ötede hayat olup olmadığını bilmiyorsun, bir de kalkıp kullandıkları matematiğin seninkiyle aynı olduğunu iddia ediyorsun… Ülen Ukrayna'da bile senin matematiğini kullanmıyorlar, hangi evrenden bahsediyorsun bana?

Amatör bilime merak saldım. Ukrayna Matematiği adını verdiğim bir kuram üzerinde çalışıyorum. Daha tam kuram-adım, ama çalışıyorum. Tam sayılar bizdekinden daha seyrek mesela; ayrıca sabitlere yer yok pek; genelde her şey değişken; sabit mesafeler, saatler, hatta tam sayılar bile… Değişken.

Belirttiğim gibi, henüz tam kuramadım o nedenle somut teoremler hipotezler vırtlar zırtlar yerine bir takım örneklemlerle açıklamaya çalışayım:

Örnek 1) Mevcut konumunuz X noktasıyken taksi şirketini ararsınız, Z noktasına gitmek için bir taksi istersiniz ve tarifelerini sorarsınız. "Açılış 20 grivna, ilk beş kilometre açılış ücretine dahil, sonrasında her kilometre için bir buçuk grivna daha ödeyeceksiniz" denilir size. Bu Kiev taksileri için tipik tarifedir. Eywallah. Taksi gelir, X noktasından hareketle Z noktasına makul güzergah üzerinden gidilir. Taksimetre 10 kilometre yazar, ödemeniz gereken tutar 20 grivna + (10 - 5) x 1.5 = 27.50 grivnadır, taksicilerde bozuk olmaz, 30 grivna ödersiniz. Dönüşte Z noktasından X noktasına aynı makul güzergahı kullanarak döndüğünüzde yolun 7 kilometre olduğunu görürsünüz. Ama Z noktası bir gece kulübü olduğundan ve siz kulübün tam önünden taksiye binmek mallığında bulunmuş olduğunuzdan dönüşte 7 kilometre için 40 grivna ödersiniz. Anlaşılacağı üzere, Ukrayna'da aynı yol giderken 10 dönerken 7 kilometre olabiliyor ve bir kilometre için ödediğiniz ortalama rakam giderken 30/10 = 3 grivnayken dönüşte 40/7 = 6 grivna oluyor (küsurlu rakam kullanılmadığını hatırlatayım –bilerek ondalıklı demedim, oraya daha sonra döneceğiz).

Aynı matematik işlemlerin sonucu bile farklı durumlarda farklılık gösterebiliyor. Örneğin standart matematikte (hani şu evrensel olan) yedi kere sekiz ellialtı eder. Ukrayna'daysa aynı işlemin sonucu 50 ile 60 arasındaki tam sayılardan oluşan kümedir. Aşağıdaki örneği dikkatle inceleyelim:

Örnek 2) Ukraynalı bir inşaat ustası elindeki ahşap plakayı bir beton kiriş üzerine beton vidaları ile tutturmak istemektedir. İyi Mühendislik Uygulamalarına göre (Good Engineering Practices'ın sıçık ve birebir çevirisi, benim önerim AGMU – Adam Gibi Mühendislik Uygulamaları'dır onu da belirttim son kitabımda alın okuyun) plakanın beton kiriş üzerine adam gibi tutturulabilmesi için 7 adet 8lik beton çivisi ve ona uygun dübel kullanılması gerekmektedir. Ancak, Ukraynalı usta, Ukraynalı olduğu için, alet çantasında bulabildiği 6lık vidalardan 10 tane kullanarak işini görür. 7 x 8 = 6 x 10 = 60. Görüldüğü üzere gayet açık, net ve anlaşılır.

Yine aynı kuraldan hareketle 4 artı 3 işleminin sonucu da Ukraynalının ödeyen mi yoksa ödemeyi yapan mı olduğuna göre değişiklik gösterecektir. Örneğin siz (bir yabancı olarak) Ukrayna'da restoranda hesap öderken 4 + 3 = 10 yapar; Ukraynalı size ödeme yapacaksa o zaman 4 + 3 = 5'tir (tam sayı kuralı) ama eğer karşınızdaki gerçekten Ukraynalıysa bir bahane bulur o ödemeyi yapmaz; yani gerçekte, 4 + 3 = 0 olacaktır.

"Ukraynalılık", Ukraynalı olma durumu, bir milliyet tabiiyet falan değil; bir muammadır aslında. Ukraynalı bir yaşam formudur. Onlarla iletişim kurmamız, zihin yapılarını kavrayıp gelişmiş zekalarını taktir edebilmemizse ancak matematikle, yani Ukrayna Matematiği ile mümkün…

Öptüremedim Kermite de bandıramadım etere way waaaay

Bahçe duşunda kurbağa buldum geçen gün. Bahçe duşunda asılı banyo tasının içerisine girmiş takılıyordu orada. Tuttum tası bin dikkatle ters çevirdim. Gittim bir konserve kavanozu buldum, kurbağayı içine koyup Nastya’nın yanına götürdüm.

- Bak ne buldum duşta.
- Aaaa. Götür onu. Götür onu.
- Korkma kız. Bişi yapmaz. Öp bakim prens olacak mı?
- Neden?
- Kızım belki doğrudur. Prens olur, hayatın kurtulur deli. Hem prens de eşek değil ya bana da bi güzellik yapar elbet.
- Haluk Ukrayna cumhuriyet. Burada prens ne arar.
- Olsun kızım. Belki milletvekili falan çıkar ihale bağlar bize. O da işimi görür.
- Da' Haluk götür onu.

Karadenizin bu tarafında Da'yı cümlenin başında kullanıyorlar. Nastya’dan hayır yok anlaşıldı. Bir koşu anasının yanına gidiyorum. Teyze sizde eter var mı? Annesi hemşire, kesin vardır eter neyin. “Orta Okul Biyolojicilik” oynayacağım. Yıllar önce E.T.’de okuyup özenmiştim Amarigalılar okulda kurbağa kesiyor diye. Kısmet bugüneymiş. Kurbağa korkudan soluk soluğa. Göğsünün şişip şişip indiğini görüyorum. Korkma prens birazdan bitecek. Hehehe.

Nastya’nın annesi eter vereceğine eldeki kurbağaya da el koyuyor. Bahçeden kurbağa çıkması şans getirirmiş. İyi de, çıkan kurbağayı kesmek kötü şans getirir mi? Asıl önemli olan o. Çünkü kurbağa zaten çıkmış. Yani iyi şans garanti. Kessek ne olur ki? İkna edemiyorum. Dikeriz tekrar? Hayır! Peki Faraday'cılık oynasam, elektrik hesabı?!? Niet, walla neye niet neye kısmet, gitti işte kurbağa. Nuh diyor peygamber demiyor anne.

Annelerin eğlencenin içine sıçmak gibi küresel bir eğilimi var. Dünyanın her yerinde aynı bu durum. P. J. O’Rourke eğlencenin tanımını “duyduğunda annenizi hıçkıra hıçkıra ağlatacak her şey eğlencelidir” şeklinde yapıyor. Haklı herif. Sokayım böle şansa. Gidip golf oynayayım bari biraz.

Chicken Golf

Malzemeler:

  • Kömür Küreği (sap 1 metre ağız 20 x 20 cm)
  • 9 veya 18 orta boy tavuk (her delik için bir adet), çiğ, canlı, tercihan aç
  • Yarım salatalık
  • Eldiven (opsiyonel)

Tavukların eşelendiği bölgeye yakın gölge bir yer bulunur. Salatalık tavuklara göstererekten yere bırakılır. Kürek ele alınır. Ellere tükürülür. Havalara girmek isteniyorsa bu aşamada eldiven falan da giyilebilir. Tavuklardan en cesur olanı salatalığı keşfetmeye geldiğinde sessizce beklenir. Tavuk salatalığı gagalamak için kafasını eğdiğinde (af buyrun) götünü havaya dikecektir. Kürek kaldırılır, pozisyon alınır veee: zbam! Tavuğun götüne Toony Toonz bir darbe indirilir. Darbe yeterince sert olursa tavuk tam bir perande atar ikincisine dönerken kanatlanıp yere ayaklarının üzerinde iner. Kitaba uygun yapıldığında bir delik tamamlanmış sayılır.

Erkişi niyetine... (ya da Sokarım PMSine; anaa ayıp oldu la)

Bitmedi kardeşim erkeğin çilesi yüzyıllardır. Ava gidilecek, mamut öldürülecek: erkek yapsın işi ne. Ay bu mağaranın duvarları içimi baydı walla, daha dekoratif bişiler, pastel renkler mesela, aaa ya da hayvan resimleri çizmeli hayvan: erkek yapsın, onun eli daha yatkın. Mağaradan çıkmalı ev yapmalı bahçeli böyleee, pancur neyin: erkek yapsın o daha güçlü. Sulu tarıma geçtik, tarla sürülecek: erkek yapsın, kim uğraşacak. Keşiflere gitmeli deniz ötesi: erkek. Toprak dar geliyor, savaşmak lazım, düşman öldürmeli: erkek yapsın. Vatan savunmalı, vatan için ölmeli: erkek işi bittabi… Böyle uzat gider bu.

Zaman geçtikçe anlayışlı "modern er-kek" mevhumu da değişiyor. Eskiden modern erkek dediğin "modern erkek ev işine yardım etmeli" cümlesindeki maldı (gazlı özne). Yardım etmekten kastedilen, amarigan filimlerinde falan gözümüze sokulan şekilde, kadının yıkadığı bulaşıkları kurulayıp rafa yerleştirmekten ibaretti. Sonraları erkek bu bulaşıkları kurulama angaryasından yırtarım umuduyla bulaşık makinesini icat etti, dünya erkekleri birleşip her eve bir bulaşık makinesi soktu ama bu bile bulaşık ihalesinin tümden erkeğe kalmasının önüne geçemedi. "Tabakları öyle bırakma, çalkala öyle bırak; kuruyor sonraaaa". Derken, "yaa tezgahın üzerine bırakacağına makineye yerleştir, bidibididik". Giderek "canııaam, makineye koymuşken bir de tuzdur tozdur deterjandır koyup yıkasan diyoruaaaam". Ve son kale de "ya tabakları kurulayıp yerleştirmek zaten eskiden de senin işindi" cümlesiyle düşüverdi… Şimdinin modern er-keki kendi bulaşığını (ve fazlasını) kendi parasıyla aldığı bulaşık makinesinde yine kendi yıkıyor.

Benzer bir sinsi saldırı da aile reisliği konusunda yaşanmadı mı? Önceleri dalga geçtiler: "ayol korsan gemisi mi burası, reis neymiş?" Akabinde "biz de reis olmak istiyoruz". Ama leküm diniküm veliye ak akçe (bizim kazandığımız bize senin kazandığın sanadır) denmedi mi?

"Lan geri zekalı, zaten sen çalıştığın için X lira bebe bakıcısına, Y lira temizlikçiye, Z lira yol parasına, Q lira senin takımlarına, her gün kaçan külotlu külotsuz çoraplarına gitmiyor mu? Lan X + Y + Z + Q = aldığın maaşın iki katı oluyor? Neskim anladım ben bu işten?" denilebilir. Denmeyebilir de; "evde kalınca bi ton kafa ütüleyecek, gitsin bişilerle meşgul olsun, sussun. Akşam eve gelince yorgun olsun, zıbarsın yatsın ben de Play Station kastırayım" şeklinde de düşünülebilir. Her iki tercih grubundan bir ton evli er-kek var etrafta.

Erkekler bulaşık makinesi icat etmeye ya da atomu elektronlarına falan ayırmaya uğraşacaklarına üreme ile seksi birbirinden ayırabilseydi çook daha süper olurdu kanımca. Er kişi (bakınız artık er-kek değil), kadın ilişkinin bokunu çıkarana kadar seksini yapardı, ilişkinin boku çıktığı aşamada kadın üremeye terk edilirdi. Boku çıkmamış kadının köküne kıran mı girdi?

Zaten hangi kadın mükemmel ki? En dört dörtlük kadın bile aslında dört üçlük. Öyle ya, 4 haftanın bir haftası özel gündü PMS'di derken arızalı zaten. Bir elde çikolata öbüründe kumanda, arada "beni sevmiyosuaaan" nidalarıyla bir hafta zarar ziyan değil mi? Niye abartırlar anlamam; alt tarafı kan.

Devamı burada...